Kıbrıs

Ocak 10, 2012

Kıbrıs denilince aklıma ilk gece hayatı ve kumarhaneler gelmiştir hep. Sanırım televizyonlarda ve tatil sitelerinde Kıbrıs’ın bu yönlerinin yansıtılmasından dolayı ben de bu düşüncedeydim. Gece hayatını pek sevmediğimden ve yaz ayları çok sıcak olduğundan tatil için hiç düşünmediğim bir yerdi.

Kuzenim oraya yerleşince hem kendisini görmek hem de bu sebeple daha önce gitmediğim bir yeri görmek için haftasonu Kıbrıs’a gittim. 3 günlük kısa tatilim boyunca hava genelde  güzeldi. Yarım gün yağmur yağdı ama İstanbul’un Nisan ayı gibi keyifli bir havaydı.

Kıbrıs’ın bu kadar tarihi güzelliği olduğunu bilmiyordum. Kıbrıs Şehitliğini gezerken 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı’nın kayıplarının acısını daha iyi anladım. Yunan darbesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği harekat sonucunda  Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuş, bu devlet sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almış.

Etrafı gezerken kendilerini Türk saydıklarını tüm bayraklarının yanında yer alan bayrağımızdan ve bir çok yerde gördüğünüz Atatürk heykellerinden ve büstlerinden anlıyorsunuz. Zaten dillerimiz de hemen hemen aynı.

Şehitlikten sonra diğer tarihi yerleri gezmeye başladım. Çok fazla zamanım olmadığından tamamını gezemedim ama Girne Kalesi, St. Hillarion Kalesi, Bellapais Manastırı, St. Barnabas Manastırı, Namık Kemal Zindanı, Lala Mustafa P. Cami ve Venedik Stünu gezip beğendiğim yerlerdi.

Yaz ayı olmadığı için çılgın yaz tatilcilerin kalabalığı yoktu. Bu sakinlik gezi keyfimizi iyice artırdı. Genel olarak pahalı bir yer ama nedense! içki oldukça ucuz. Küçük marketlerde bie daha önce hiç görmediğim çeşit çeşit içkiler doluydu. Ben de ortama uydum 🙂

Beni en çok şaşırtan şey nüfusun küçük bir bölümü İngiliz olmasına rağmen arabaların direksyonlarının sağ tarafta olması ve emlak fiyatlarının sterlin üzerinden hesaplanmasıydı. Üç gün boyunca şöför koltuğuna doğru yürüyüp geri döndüm.

Veee tabiki kumarhaneler…Kuzenim Girne’de sahilde bir çok kumarhanye bir kaç dakika mesafede oturuyor. Buraya kadar gelmişken görmemek olmaz diyerek gittik kuzenle. Küçük bir bütçe ile bir kumarhane yolunu tuttuk. Televizyonlarda gördüğüm dumanaltı odalarda surat asık oyuncuların ve ürkütücü görüntüleri olan korumaların aksine birşeyler içmek için gelinen bir kafe havası vardı. Bir kaç saat keyifle oynadık.

Sonucunda kaybettim ama “Kumarda Kaybeden Aşkta Kazanır” sözünü aklıma getirip kaybetmek de güzel diye avuttum kendimi. Şaka bir yana en basit oyunu oynamış olsam da gerçekten oldukça eğlenceli ve adrenalini yüksek bir aktivite. Kumar mağdurlarını düşününce nasıl alıştıklarını düşünmeyi bıraktım. Gerçekten merak edildiği için denenebilir ama heyecanına kapılmamak gerekiyor.

Yavruvatan’da keyifli bir kaç gün geçirdim. Eğer bahar havasını ve sakinliği seviyorsanız bir hafta sonu gitmenizi öneririm…

 

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.