Kendimi Tanımanın Mutluluğu

Haziran 21, 2012

Çocukluk, öğrencilik sonrasında çalışma hayatı derken zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim. Özellikle sosyal paylaşım sayfaları artınca yıllardır görüşmediğimiz tanıdıklarımızla da karşılaşınca bunu daha iyi anladım.

30’lu yaşlara gelme düşüncesi ürkütürdü beni. Hatta eminim ki bir çoğunuzun yaptığı gibi yaşamımda yaptıklarımı, yapmadıklarımı ve yapamadıklarımı sorguladığım da oldu. Ama ben yine de en çok bu yaşlarımı sevdim. Hep çevremizdeki insanları iyi tanıyalım deriz ya kişi önce kendisini iyi tanımalıymış. Ben son yıllarda kendimi gerçekten tanımaya başladım. Yaş ile birlikte hayatın sorumluluklarının geliştirdiği olgunluk birleşince kendimi yeniden keşfetmeye başladım diyebilirim.

20 ‘li yaşlarımda duygularımın peşinden giderken şimdilerde çarpan kalbimin sesini bir kenara bırakıp mutlu olup olamayacağımı düşünür oldum. Her yaz deniz-kum-güneş üçlüsüne kavuşabilmek için tatilin gelmesini dört gözle beklerdim. Artık tatil kavramım ne yaz günleriyle kısıtlı ne de deniz kenarında vakit öldürmeyle. Artık yeni yerler görüyor, yeni şeyler öğreniyorum ve kendimi daha bilgili, kültürlü hissediyorum.

20’li yaşlarda kişisel gelişim kitapları okuyarak kişiliğimi şekillendirmeye çalışırken şimdi bunun kitaplarda satır aralarına sıkışmadığını ve yaşayarak tecrübe etmenin en büyük ders olduğunu öğrendim. Sabırsız olmanın hatalı kararlar vermeme yol açtığını karar vermeden önce kısa bir mola vermem gerektiğini öğrendim. Olumsuzluklar yaşadığımda etrafımda beni gerçekten seven insanların kaldığını ve hayatın onlarla güzel olduğunu öğrendim.

Biten bir aşkın ardından kimse ölmüyormuş. Yaşanan her kötü olay aslında beni geliştiriyormuş. Yaşadıklarımdan ders almayı öğrendim. Gittiğim yerler değil gittiğim insanlar önemliymiş. 30 yaş sendromu kafada büyütülen bir şeymiş. Her yaşın hatta her anın ayrı bir güzelliği varmış, yaşayarak öğrendim.

20’li yaşlarını gezerek eğlenerek geçiren bir çok kişinin bu yaşlarda hala bekarlarsa evlenme ve biyolojik saatin çanlarının çalmasıyla çocuk sahibi olma telaşı başlıyor. Ben sanırım bu telaşı 40’lı yaşlara bıraktım :). Alışkanlıklarıma bağlı biri olarak kısıtladığım sosyal hayatımı 30 yaşıma gelince özgür bıraktım. Daha kapsamlı bir müzik zevkim, farklı türde filmler izleme isteğim oldu. Makyajı bile kendime daha yakıştırır oldum.

Önemli olan çok kişiyi tanımak değil nitelikli kişileri tanımakmış. 20’li yaşlarda arkasında durduğum hayat görüşüm 30’lu yaşlarımda yaşam biçimim olunca daha anlamlı oldu. Okumanın, öğrenmenin önemini bilginin ne kadar büyük bir güç olduğunu daha iyi anladım. Ne kadar arkadaşın olursa olsun en çok ailen gözünün içine bakıyormuş. Kardeş hayattaki en büyük ödüllerden biriymiş.30’lu yaşlar beni güzelleştirdi.

Artık gözlerim sadece bakmıyor ve gerçekten görmeye başladı. Çünkü olgunluk hayattan aldığım tadı artırdı. Her karanlığın mutlaka aydınlığı varmış… 20’li yaşlarda zaman herşeyin ilacı lafının boş ve anlamsız olduğunu düşünürken şimdi zamanın her kötü şeyi unutturduğunu öğretti. Maneviyat herşeyin üstündeymiş. Başkalarını mutlu etmenin hazzı kendini mutlu etmekten çok daha fazla ve doyumsuzmuş.

İnsanlar karakterlerini asla tamamen değiştiremiyorlarmış. Kendimiz de dahil kimseyi zorlamamak gerekiyormuş. Önemli olan insanları olumlu yanlarıyla değil olumsuz yanlarıyla da benimsemekmiş. En önemlisi de iyi yanlarıyla, kötü yanlarıyla kişinin kendisini tanıyıp hayatını buna göre sürdürmesiymiş.

30’lu yaşlar bana beni armağan etti…

Bir yorum

  • Ali Uyandıran Temmuz 10, 2012, 6:33 am

    Boşuna dememişler, “kişi kendin bilmek gibi erdem olmaz” diye… Bu vesile ile ben de sizi tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.