Yeşil Yeşil KARAdeniz

Temmuz 4, 2012

Sinoplu olmama rağmen Karadeniz’de Samsun’dan ilerisine hiç gitmemiştim. Gezip görmek istediğim onlarca yerden biri de Doğu Karadeniz sahilleri olmuştur. Sonunda bu sene planlamayı yaptım. Azerbaycan’dan Sinop’a uzun ve keyifli bir yolculuk oldu. Gezimize 3 gün Azerbaycan’da kalıp gezerek başladık.

3 günlük Bakü gezisinden sonra Gürcistan’a doğru yola çıktık. İlk durağımız başkenti Tiflis oldu. Daha önce Tiflis’de de bir kaç gün gezi amaçlı tatil yaptığımdan kısa bir yemek molasının ardından Batum’a doğru yola çıktık. Batum’a ilk kez gittim. Arabadan inip etrafı gezmeye başladığımızda dikkatimi çeken şey bir çok insanın gayet güzel ve anlaşılır Türkçe konuşmasıydı. Geçen sene vizenin kalkmasıyla Batum Doğu Karadeniz’in bir şehri gibi ziyaret edilir olmuş. İçkinin, sigaranın ve benzinin ucuz olması ayrıca kumarın da serbest olması Batum’un epey rağbet görmesini sağlamış durumda.

Tiflis’ten Batum’a yaklaştıkça -ki aradaki mesafe yaklaşık 400 km – yeşilin tonlarıyla bezenmiş ormanlar da görünmeye başladı. İklim de aynı şekilde değişmeye başladı. Doğu Karadeniz’in yaz ortası meşhur yağmurlarına Batum yolunda biz de yakalanmış olduk. Küçük bir şehir olduğundan yarım günde gezdik. Kumarhanesine de uğramayı ihmal etmedik 🙂 Küçük bir tutar ile biraz eğlendik.

Sanat müzesi de görülmeye değerdi. Akşam gittiğimizden dolayı 1 gece konaklama ve ardından bir kaç saat şehir turunun ardından Sarp sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaptık. Gümrükte çok fazla Türk vardı. Hatta bir kaç tur otobüsüne de rastladık. Artık Karadeniz turlarına Batum’u da dahil etmişler.

Sınırdan geçtikten sonra Artvin Hopa’da deniz kenarında yemek yedik. Sınır kapısından geçişle birlikte balık sezonumu da açmış oldum. Ardından sahilde yapılmış olan yeni otoyol üzerinden Ayder yaylasına yola çıktık. Gittiğimizde hava yağmurlu ve serin olmasına rağmen yeşilliğe hayran kaldım. Yüksek yerler havadan kaynaklı olarak pusluydu ama hem o puslu görüntü hem de yayladan aşağı doğru akan sular ve temiz hava harikaydı. Tepelere yapılmış evleri görünce oralara evlerin nasıl yapıldığını, insanaların evlerinden şehir merkezine nasıl gidip gelebildiğini düşünmeden edemedim. Akşam yemeğinde yöresel yemeklerden biri olan Muhlama yedim. Mısır unu ve peynirle yapılmış olan bu yemek güzeldi ama bence kahvaltı için iyi bir seçim olurdu.

Uzun zamandır solumadığım oksijeni bol bol içime çekip etrafı gezdikten sonra son yıllarda uyuduğum en derin uykuyu uyudum ve sabahın çok erken saatinde uyandım. Güzel bir kahvaltının ardından kahve keyfimizi de yapıp yola çıktık. Sahil yolundan Trabzon’da Uzungöl’e geldik. Göl ve etrafın manzarası çok güzeldi. Yine serin ve yağışlı havanın eşliğinde sahilden Of, Sürmene,Yomra gibi sahil kasabalarını geçerek Sümela Manastırı’na gittik.

Bir efsaneye göre Atinalı 2 psikopos rüyalarında, Meryem’in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlar. Burası kayaların dibine yapılmış uzaktan baktığınızda gerçek olamayacak kadar büyüleyici bir görüntüsü var. Gezmek istiyorsanız aracınızla bir kaç yüze metre yakınına kadar gelip ardından kısa ama biraz zorlu bir yoldan geçerek manastıra ulaşabiliyorsunuz. Yüzyıllar önce burayı nasıl inşa edebildiklerini aklım almadı açıkçası. Manastırın karşısında da gözünüzün alabildiği her yer yemyeşil orman. Tertemiz bir hava. Etrafı hayranlıkla izledikten sonra yolumuza devam ettik.

Yine bir yanımız deniz diğer yanımız yer yer ağaçlar yer yer de orman olan sahil şeridinden Akçaabat’a vardık. Meşhur Akçaabat köftesi yenildikten sonra sahil şeridinden etrafı geze geze Beşikdüzü, Eynesil, Görele, Espiye ve Bulancak’ı da geçerek Ordu’ya vardık. Deniz kenarında şirin bir otelde kaldık. Hem dinlendik hem de otelin bahçesinden deniz ve şehrin manzarasını izledik. Ardından yine sahil şeridinden Fatsa, Ünye ve Terme üzerinden Samsun’a geldik. Samsun’da kısa bir kahve molasnın ardından Alaçam’a kadar devam edip yine deniz kenarında balık yedik. Ardından yine doğayla başbaşa yollardan Sinop’a vardık.

Ben bu keyifli haftanın ardından ormanı, denizi ve temiz havayı bırakıp İstanbul’a döndüm. Bu arada gittiğimiz her yerden yöresel birşeyler aldık. Kimi yerden biblolar kimi yerden el emeği örtüler kimi yerden de yiyecekler. Kısıtlı zaman için oldukça yorucu bir tur olmasına rağmen hala tadı damağımda.

Yine gitmek ister miyim? Evettt…Gitmenizi tavsiye eder miyim? Kesinlikleee…

Bir yorum

  • İnan TÜRKOĞLU Temmuz 4, 2012, 12:56 pm

    Pınar Baş ile gezelim görelim… (:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.