Toprağın Çocukları Filmini İzlediniz Değil mi?

Eylül 30, 2012

Ben gözyaşlarıyla izledim.

İçinizde hiç köye gitmemiş olanlar vardır. Ben dedelerim hayattayken senede bir kaç gün de olsa Sinop’un iki ayrı yerindeki köylerimize gittim. Bu bahsettiğim zamanlar 20 yıl önceydi. Yaşam gerçekten zordu.

Gaz lambası ile aydınlanıldığı zamanları hayal meyal hatırlıyorum. Evde kullanılacak suyu kuyudan kovalarla taşımak gerekiyordu. Tarım ve hayvancılığın ne kadar zor olduğunu görmüştüm. Gün sabahın çok erken saatlerinde başlıyor ve gece yarısına kadar bütün hareketliliğiyle sürüyordu. Günün her saatinin ayrı işleri vardı.

Köy hayatını annem ve babamdan da dinlediğim zamanlar oldu. 50 yıl öncenin şartlarını sanki başka bir dünya anlatılırmış gibi dinledim hep. İlkokuldan sonra her ikisi de okuyabilmek için ailelerinden, evlerinden ayrılıp şehir merkezine gitmişler ve meslek sahibi olmayı başarabilmişlerdi.

Yaşadıkları sıkıntıları hiç unutmamışlardı. Abim ve benim eğitimimiz için tüm imkanlarını hep seferber ettiler. Biz de ayakları yere sağlam basan, eğitimli ve mesleği olan bireyler olduk.

Toprağın çocukları filmini izlerken ailemin zamanında köy enstitüleri
keşke kapanmasaydı dedim içimden. Filmi ağlayarak izledim.

Köy enstitüleriyle ilgili bildiklerimin aslında hiçbir şey olduğunu anladım. Köy enstitüleri Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz oluşundan dolayı burada yine köyler için öğretmen yetiştirilmesi amacıyla 1940 yılında kurulmuş. 1954 yılında kapanmış ancak 1946 yılına kadar altın çağını yaşayabilmiş. Filmde o dönemleri öylesine güzel anlatmışlar ki.

Enstitülerde sadece okul dersleri değil bir o kadar da uygulamalı eğitimler yapılmış. Filmin geçtiği okul verimli toprakların olduğu bir bölgede kurulmuş tıpkı diğer enstitüler gibi. Öğrenciler sabah sporlarını halk oyunlarıyla yapıyor, tarlayı ekip biçiyorlar, her biri birbirinden farklı enstrüman çalıyor. Düşünebiliyor musunuz 70 yıl önce bir köylü çocuğu piyano ya da keman çalıyor, inşaatını bile kendi yaptıkları kütüphanelerinde Türk ve dünya klasiklerini okuyor.

Daha şehir merkezlerinin tamamında elektrik yokken köyleri için elektriği kendi kurdukları mekanizmalarla elektrik üretiyorlar. Oturdukları sıraları bile kendi yapıp önlüklerini kendileri dikiyor. Okullarında öğrendikleri tarım ve hayvancılık ile ilgili bilgileri köylüye de öğretmeye çalışıyorlar. Çocuklar hep birlikte toplanıp
ülkemizin içinde bulunduğu şartları değerlendirip neler yapabilecekleri ile ilgili uzun uzun konuşabiliyorlar.

Filmin bazı yerlerinde günümüzü anlattığı izlenimine kapıldığım da oldu. Filmi ağlayarak izledim. O dönemde de bilgiden korkulmuş, eğitim gönüllülerinin toplumsal düzeni bozduğu düşünülmüş, halkı dininden uzaklaştırmakla, okumak isteyen çocuklar da yoldan çıkmakla suçlanmış. Şimdi de öyle değil mi? Bilginin gücünden korkuluyor ve engellemek için eğitim sistemi değiştiriliyor ve her geçen gün daha çok ezberci bir nesil yetişiyor.

Filmi izlerken köy enstitülerindeki gibi bir eğitim alamadığım için o çocukları kıskandım. Ben saksıda domates bile yetiştiremiyorken kendi ektikleri sebzeleri yemelerini, çivi çakmaktan ötesini yapamıyorken tiyatro amfilerini bile kendilerinin inşa etmelerini kıskandım. Okullarına zarar vermek isteyen örümcek beyinlere karşı dimdik duruşlarını, canlarını ortaya koymalarını kıskandım. Mezun olurlarken onlara inancı sonsuz olan müdürlerinin sizi yalnızca size emanet ediyorum, siz ve sizin gibi onlarca ışık yetiştirdik ve sizlerde bu
amaca hizmet edeceksiniz diye uğurlanışlarını kıskandım.

Bir millete hizmet eden o milletin efendisi olur demiş Mustafa Kemal.
Ya şimdi? Emperyalizmin kölesi olan, Cumhuriyet’in değerlerini itibarsızlaştırmaya çalışanlar efendi gibi davranıyor.

Keşke 1940’lı yıllardaki gibi köy enstitüleri yine var olsa ve hepimizi “Toprağın Çocukları” olarak yetiştirse.

Filmi ağlayarak izledim…

2 Yorum

  • Ali Uyandıran Ekim 15, 2012, 10:24 am

    Merhaba;

    Köy enstitüleri çağının çok ilerisinde, inovatif bir fikirdi. Artık köy nüfusu bile her gün geriye gittiğinden bu çağda aynı verimi vermez.

  • Pınar Ekim 15, 2012, 10:34 am

    Köy enstitüleri devam etseydi belki de bu kadar göç olmazdı. Bir çok köyde okul yok. Verimli tarım ve hayvancılık bilinmediğinden topraklar zenginliğini kaybetmiş durumda. Ben okul dersleri yanında hayata dair eğitimin de olmasından gerçekten etkilendim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.