Gezmelerdeydim, Paris

Kasım 5, 2012

İki yıl önce yaz tatilimde katıldığım bir tur ile üç gün Paris’te kaldım. Paris, Fransa’nın başkenti olmakla birlikte ayrıca sanat ve kültür başkenti, lüksün ve modanın da merkezi. Lüks ve modanın merkezi oluşundan dolayı “Işıklar Şehri” diye de adlandırılıyor. Paris’in romantik bir şehir olduğu ve sevgiliyle gidilip bu atmosferin yaşanması gerektiği söylenir. Ben bir kız arkadaşımla gittim ve gerçekten çok iyi vakit geçirdim. Romantik bir hava da hissetmediğimden hayıflanmadım.

Sadece Louvre Müzesi bile Paris’in bir kültür merkezi olduğunun kanıtı. Birkaç saat gezebildik ve tüm tablolara hayran kaldım. Tamamını gezmek günler sürüyormuş. Biz gittiğimizde de bir bölümü tadilattaydı. Gerçek olup olmadığını bilmiyorum ama Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa tablosunu görmek heyecan vericiydi. Zafer Meydanı ve Takı, Napolyon’un Mezarı da mutlaka görülmeli. Paris’in simgesi olan Eyfel Kulesi’ni görüp tepesine mutlaka çıkmalısınız. Dünyanın dört bir yanından ziyaretçisi olduğundan çıkmak için epey bir asansör sırası bekliyorsunuz ama bence değer. Eyfel’in etrafında oldukça ekonomik eyfel şekilli anahtarlıklar ve süsler alma şansınız var. Pazarlığa da oldukça açıklar.

Paris’e gelmişken ünlü alışveriş caddesi Champs Elysees’i de gezdim. Görüntü olarak Bağdat Caddesi’ni andırıyor. Mağazalar, restaurantlar ve özellikle parfümeriler var. Caddede Louis Vuitton’ın kocaman bir mağazası var ve insanlar içeriye girebilmek için sıraya giriyor. grup grup içeri alınıyorlar. Tıpkı müze gibi. Fahiş fiyatlara rağmen insanlar sadece görebilmekten dolayı bile mutlular. Dünyada parfüm endüstrisinin gelişmesinde Fransa’nın etkisi büyük. Ben üç farklı parfüm aldım. Eğer girdiğiniz parfümerilerde iyi inceleme yaparsanız kampanyalı ürünler ile ( tabi kullandığınız ya da kullanabileceğiniz kokular ise) ekonomik alışveriş yapabiliyorsunuz.

Fransa ayrıca şaraplarıyla da meşhur. Farklı bölgelerde üzüm bağları yer alıyor. Doğal çevreye de önem verdiklerinden farklı tatlarda üzümlerle farklı şaraplar elde ediyorlar. Şarap pek sevmediğimden sadece 1-2 yerde tattım ve şarap seven dostlarıma tattırmak için bir kaç küçük şişe şarap aldım. Mutfaklarına gelince, Fransız mutfağı dünya çapında ünlü olmasına rağmen et ağırlıklı olduğundan benim için çok cazip değildi ve her zamanki gibi sebzeli pizza ve salatayı tercih ettim. Ancak kruvasanları gerçekten harikaydı. Kruvasan, ay şekilde hazırlanmış, bol yağlı ve tatlı bir çörek. Özellikle sabah kahvaltısında tercih ediliyor.

Üç günlük tatil boyunca her an Fransız milliyetçiliğini hissettim. Fransızca konuşamayınca ingilizce bilseler bile pek yardımcı olmuyorlar. Hatta bindiğimiz taksi elimizdeki eşyalarımızı bagaja koyduğumuz için ekstra ücret alıp gideceğimiz yerin arka yolunda indirdi. Araç girmeyen bir yol olduğunu düşünerek bir şey demedik ancak gidince gördük ki araç yolunun üzeriymiş. Turizmden büyük paralar kazanmalarına rağmen turist sevmiyor olmaları da hiç hoş değil doğrusu.

Gelelim Paris tatilinin en güzel kısmına. Neredeyse bir günü Disneyland’da geçirdim. Oldum olası lunapark ve eğlence merkezlerini çok severim. Disneyland apayrı bir dünyaydı. Hem Disneyland stüdyolarını gezme fırsatı buluyorsunuz hem birbirinden ilginç ve eğlenceli hatta kimileri için korkutucu oyuncaklara binebiliyorsunuz. Kocaman bir alanda parklar var. Alanın içindeki gölde gemiyle gezebiliyorsunuz. Ayrıca yine etrafı trenle gezebiliyorsunuz.Bir çok çizgi film kahramanı temalı bölümler var. Günde bir kez tüm Disney karakterlerinin kostümlerini giymiş kişiler muhteşem bir dans gösterisi sunuyor. Etrafı gezerken yanınızdan micky mouse ya da donald duck kostümlü biri geçebiliyor.

Saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Aslında orayı doya doya yaşamak için üç gün kalmak lazım. Genel olarak kalabalık olduğu için oyunlarda sıra beklemek gerekiyor. Ancak bazı oyunlarda “fast pass” diye bir sistem var. Bu kuyruk beklememenizi sağlayan bir sistem. Disneyland’a girişte size bir harita veriliyor etrafı rahat ve kolay gezebilmeniz için. Bu haritada FP olarak işaretlenmiş alanlara gittiğinizde giriş kartlarınızı, orada bulunan makinelerden geçiriyorsunuz ve size randevu kağıdı veriyor. O kağıttaki saat dilimi arasında gittiğinizde, ayrı bir kapıdan sıra beklemeden içeriye giriyorsunuz. Bu uygulamayı da çok kişi kullandığından çok fazla zaman tasarrufu sağlayamayabiliyor. Ayrıca başka bir oyuna daldığınızda ya da bölgeden uzaklaştığınızda sıranızı kaçırmanız da mümkün.

Her yaştan insanın çok keyif aldığını görebiliyorsunuz. Mutluluk parkı gibi. Paris’e tekrar gitmek ister miyim bilmiyorum ama Disneyland’da bir kaç gün geçirmeyi çok isterim.

 

2 Yorum

  • adem uzum Kasım 15, 2012, 9:17 am

    Parise gitmiş gibi oldum,güzel anlatmışsınız

    • Pınar Kasım 15, 2012, 9:18 am

      Böyle hissettirebildiysem ne mutlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.