Cennetten Cehenneme Doğru Sinop

Temmuz 30, 2015

Sinop

Yaşam Memnuniyeti Araştırması TUİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2013 yılında ilk defa il düzeyinde yapıldı ve Sinop en mutlu şehir seçildi. Sinop Türkiye’de trafik lambalarının olmadığı tek şehir. Gerçekten yok ve yazın nüfus kışa göre belki 10 kat artsa bile araba bolluğuna rağmen trafik lambasız ve kavgasız gürültüsüz araba kullanabilirsiniz. İnanması güç değil mi? Yıllardır yazın orada araba kullanıyorum ve yazdıklarımda ciddiyim. Türkiye’nin tek fiyord kıyı tipi Sinop’ta. Karadenizin tek doğal limanının bulunduğu şehirdir. Arabanızın kapısını kilitlemeden tüm gece açık bırakıp, evinizin anahtarını dış kapı üzerinde bıraksanız da soyulmayacağınız şehirdir Sinop. Gece yarısına kadar kızlı erkekli! deniz kenarında rahatlıkta gezebildiğiniz, kıyafetinize kimsenin yan gözle bakmadığı, laf atmadığı karadenizin nadide şehri Sinop.

Bu güzel şehirde iş imkanları neredeyse yok denecek durumda olduğundan gençlerin bir çoğu iş bulabilecekleri şehirlere akın ederler. Özellikle köylerinde tarımın da azalmasıyla yoksulluk olmasına rağmen devlet bize bakmıyor diye kimseye zarar vermez halkı. Havası, denizi, yeşili doyulmazdır. Sabahattin Ali’nin meşhur şiiri Aldırma Gönül Sinop cezaevinde yazılmıştır. Cezaevi Alkatraz cezaevine benzetilir. Oldukça korunaklı ve duvarı denize komşudur.

Evliya Çelebi seyahatnamesinde burası için şöyle der; “Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”

Bu güzel, huzurlu ve mutlu şehir son yıllarda nükleer santral kurulması konusuyla gündeme geldi. Yıllardır nükleer santrale hayır mitingleri yapılıyor, köylüsü kentlisi inşşaat için gelen kamyonlara karşı nöbet tutuyor. Sadece kendi yaşamı için değil torunlarına sağlıkla yaşanabilir bir çevre bırakabilmek için. Sinop halkı Çernobil patlamasını unutmadı çünkü.

Nükleer santral, bir veya daha fazla sayıda nükleer reaktörün yakıt olarak radyoaktif maddeleri kullanarak elektrik enerjisinin üretildiği tesistir. Wikipedia’da nükleer santrallerle ilgili aşağıdaki bilgi var.

“Reaktörün kalbinde, elde edilen ısı enerjisi suya aktarılır, su almış olduğu bu enerji sebebiyle faz değiştirir ve kızgın buhar haline dönüşür. Elde edilen bu buhar daha sonra elektrik jeneratörüne bağlı olan buhar türbinine verilir. Su buharı, türbin mili üzerinde bulunan türbin kanatları üzerinden geçerken daha önceden almış olduğu ısıl enerjiyi kullanarak, türbin milini döndürür. Bu mekanik dönme hareketi sonucunda alternatörlerde elektrik elde edilir. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir. Türbinden çıkan, ısıl enerjisi yani sahip olduğu basınç ve sıcaklığı düşmüş olan buhar, tekrar kullanılmak üzere yoğuşturucuda (kondenser) yoğuşturulup su haline dönüştürüldükten sonra, tekrar reaktörün kalbine gönderilir. Yoğuşturucu da su buharının faz değişimini yapabilmek için çevrede bulunan deniz, göl gibi su kaynaklarını soğutucu olarak kullanır.”

Oooo elektrik üretimi ne kadar iyiymiş demeden önce bir de zararlarını bilmek lazım.

– Nükleer reaktörlerin çalışması sırasında atık olarak ortaya çıkan Plütonyum üst düzeyde zehirli ve kanser yapıcıdır. Doğada bulunma ömrü 250 yıldır.
– Açığa çıkan bir diğer radyoaktif madde olan STRONSİYUM yağış yoluyla bitkilere oradan da hayvanların sütüne geçerek insanlara bulaşır. Kan kanserine yol açar. 280 yıl ömrü vardır.
– SEZYUM ve İYOD’ da besin yoluyla insan vücuduna girer ve Tiroid bezi kanserine, çocuklarda büyüme aksaklıklarına ve genetik bozukluklara neden olur.
– Trityumun ömrü 120 yıldır. Büyük oranda sudan oluşan vücudumuzda üreme hücrelerinde kalıtıma ait kromozomlara yerleşir ve bozar.
– Soğutmak için kullanılan suyla nehir, göl ve denizlerin ekolojik dengesi bozulur , su ürünleri ve bölgedeki balıkçılık yok edilir.

Ve maalesef ki dünyada şu ana kadar radyoaktif atıkların güvenle saklanabilmesine yönelik bir formül bulunamadı. Doğa afetlerin yaşandığı yerlerde nükleer santraller sürekli kaza tehlikesi taşıması insan hayatına verilen değerin ederini gösteriyor sanırım.

Yapılmasının yüksek maliyeti, ömrünün çok uzun olmaması ve kaldırılmasının da bir o kadar büyük maliyeti olduğunu düşünürsek neden yenilenebilir enerji konusunun önemsenmediğini düşünmeden edemiyorum. Güneş ve rüzgar ile de pekala elektrik üretilebilir. Böylece enerji ihtiyacımızın büyük bölümü bu şekilde karşılanabilir.

1986 yılında Rusya’da Çernobil Nükleet Santrali’ndeki sızıntıdan 3 milyon insan radyasyona maruz kalmış,radyasyon, Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır. Kanserden hayatını kaybedenlerin sayısı çığ gibi büyüyor. Dedem akciğer kanserinden hayatını kaybetti.

Yazının başında gördüğünüz fotoğrafı Sinop’taki evimizin balkonundan ben çektim. Cenneti cehenneme çevirmeye çalışanları öfkeyle anıyorum!!!

2 Yorum

  • Güneş Abacı Ağustos 1, 2015, 6:42 am

    Sinop’u Sinop yapan değerlerin içinde yerin bir başka güzel .. Üretkenliğinin yeni bir cephesini de izlemekten mutlu ediyorsun beni ve benim gibi düşünenleri. Bir an hep arayış içinde olan düşüncelerim. ” Hadi toparlan Sinop’a yerleş Güneş !! ” diye çağrışım yaptı. Fakat nüfus kağıdım : ” Otur oturduğun yerde tevellüt 1935 ”
    diye ikazda bulundu.. Biz de bu güzel mutluluğun en fazla olduğu beldede “Sosyal Mutluluğu yaşıyanlarla övünelim. Her zaman ki gibi üretken ve aydınlık günler dileğiyle…
    Güneş Abacı

    • Pınar Bas Ağustos 1, 2015, 10:16 am

      İnsan urettikce beslenir değil mi? Okumaniza begenmenize sevindim bir gün gezme amaçlı bekleriz ve seve seve misafir ederiz.Sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.