Yaşıyorum Öyleyse Varım

Temmuz 31, 2015

 

Facebook kullananlar bilir. Sayfanızda ne paylaşmak istiyorsun yazısı çıkar. Ayrıca günün tarihine göre paylaştığınız yıl dönümü gelmiş fotoğrafları gösterir.

Bugün bana neyin yıl dönümü diye sorarsanız bariyerlere savrularak yaptığım ve pert olmuş arabadan sadece boynumu biraz inciterek sapasağlam kurtulduğum trafik kazasının 1. yılı. 1 yıl önce bugün ölebileceğimi ama hala yaşanacak güzel günlerim olduğunu düşündüm. Sabah trafiğinde bir kaç saniye ile başka arabalara çarpmaktan belki de başka insanların hayatına malolmaktan kurtuldum. Emniyet kemerimi de her zamanki gibi taktığımdan yara bile almadım. Hala bariyerlere yakın geçerken içim ürperse de ben hayattayım.

Her gün haberlerde aşırı hızdan, alkollü ya da uykulu araç kullandıkları için hayatlarını kaybeden insanları okudukça hem üzülüyor hem de içtenlikle şükrediyorum. Maalesef ki insan kötü birşeyler yaşadığında hayatındaki iyi, güzel ve doğru şeylerin ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Sonra yine unutup gidiyor.

Bir cenazede biri Allah bu acınızı unutturmasın dediğinde önce çok kızmıştım ne demek unutturmasın. Ölenin yaşlı olması ölümü sempatik kılmıyor. Unuttursun yoksa hayat geçer mi? Sonraki günlerde düşününce anladım ki daha büyük acılarınız olmasın ki bu acı yaşayacağınız en büyük acı olsun demek istemişti. Acılar, kayıplar olmasa hayat ne kadar daha yaşanılası olurdu. Herşeye rağmen yaşamak ne de güzel bir şey.

Nazım Hikmet Yaşama Dair şiirinde ne güzel anlatmış…

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir