Şekilci Önyargılarımız

Ağustos 13, 2015

 



Tüketim toplumu insanoğlunu şekilci yaptı. Nasreddin Hoca’nın meşhur fıkrasındaki “ye kürküm ye” durumu günlük yaşantımızın acımasız bir parçası oldu. Giysiye, hatta markasına, telefonun hangi model olduğuna bakıp tabletsiz, ipadsiz dışarı çıkmamaya başladık. Markanı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim durumu!!!

Bu konuda bildiğim bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Öykü öyle ki kılık kıyafetin aldatıcı görüntüsünü tokat gibi yüzümüze vuruyor.

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer. İçeri girer girmez, rektörün sekreteri masasından fırlayarak önlerini keser. Öyle ya, bunlar gibi üstleri başları yırtık, ne olduğu belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam alçak bir sesle sekretere rektörü görmek istediklerini söyler. Ama bu imkânsızdır. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi ile yoktur.

Ardından yaşlı kadın çekingen bir tavırla “Bekleriz kızım” diye mırıldanır. Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp giderler diye düşünen sekreter sesini çıkarmadan masasına döner. Saatler geçer ve yaşlı çift pes etmeden rektörü beklemeye devam eder. Sonunda sekreter dayanamayarak yerinden kalkar ve rektöre “Sadece birkaç dakika görüşseniz. Yoksa gidecekleri yok” diyerek iknaa ya çalışır. Anlaşılan çare yoktur. Genç rektör isteksiz bir biçimde kapıyı açar. Sekreterinin anlattığı tablo içini bulandırmıştır. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret etmektedir. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmeleri! Olacak şey değildir?

Suratı asılmış sinirleri gerilmiş bir şekilde çifte bakarken yaşlı kadın hemen söze başlar. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdir.

Oğulları burada öyle mutlu olmuştur ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt yaptırmak istiyorlardır. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelenir ve “Madam” der, sert bir sesle,

“Biz Harvard’da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…” “Hayır, hayır” diyerek haykırır yaşlı kadına. Kadın mahcup ve ezik bir sesle; “Anıt değil, Belki Harvard’a bir bina yaptırabiliriz” der.

Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak,

“Bina mı ?” diyerek tekrarlar.

Hiddetle ve alaycı bir şekilde; “Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı” der. Yaşlı kadın sessizce kocasına döner ve ; “Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde ?” der. Onların elbiselerine bakıp yoksul olduklarını düşünen rektörün yüzü bir anda karmakarışık hal alır.

Yaşlı adam eşini başıyla tamam dercesine onaylar. Bay ve Bayan Leland STANFORD dışarı çıkarlar. Doğu California`ya, Palo Alto `ya gelirler ve Harvard’ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyen yaşatacak üniversiteyi yaptırırlar. Hem de öyle bir üniversite ki bugün Amerika`nın en önemli üniversitelerinden biri haline gelen STANFORD`u…

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.