Kleptokrasi

Ağustos 21, 2015


Wikipedia sitesindeki tanıma göre; Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir. Böyle rejimlerde yönetici sınıf kamu kaynakları üzerinden kendisini ve yandaşlarının zenginleşmesine sebep olurken, yaygın yolsuzluk ağları sebebiyle toplum zarara uğrar.

Kleptokrasi rejimi otoriterdir. Güç genelde tek elde toplanır. Aklınızdan geçen, beyninizde çınlayan sesi duyabiliyorum…Diktatörlerrr.  Kleptokraside güçler ayrılığı da tabi ki yok. Çünkü güçler ayrılığı ilkesi gerçek bir demokrasinin vazgeçilmezidir. Demokraside yasaları kimin koyacağı (yasama organı – meclis), koyulmuş bulunan  yasaların hangi organ tarafından uygulanacağı (yürütme organı – idare) ve bu yasaların ihlal edilmesi halinde oluşacak ihtilafları hangi organın hangi kurallara göre çözeceği (yargı – bağımsız mahkemeler) belirlidir. Bu sayede demokrasilerde vatandaşların hem belli hakları vardır, hem bu hakları korumakla yükümlü bir idaresi vardır hem de şayet bu idare veya diğer kişiler bu hakları ihlal ederse bu zararı tazmin edecek olan bir bağımsız yargı vardır ( biz demokrasiyle yönetilmiyor muyduk???,  birden şüpheye düşüverdim!)

Bu rejimin temel özelliklerinden biri de kamu kaynaklarının hesap verilmeden kişisel amaçlar için kullanılmasıdır. Bu rejim demek ki o kadar yaygınlaşmış ve kanıksanmış ki İngiliz Başbakanı David Cameron’ın ailesiyle gittiği tatilde uçakta ekonomi sınıfını tercih etmesi çok ilginç bir olaymış gibi günlerce konuşuldu. Ya da Beyaz Saray’da yaşayan başkan ve ailesinin yemek, kuru temizleme, kişisel bakım, kıyafet, kuaför masraflarını ve hatta çalışan yardımcıların maaşlarını ödemeleri tuhaf gelmiştir.

Kleptokrasilerde düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü ile basın özgürlüğü yok edilir. Bu durum vatandaşların kamuyu etkin bir şekilde denetlemesini engeller. Toplum kendi finanse ettiği devletin kaynakları nasıl kullandığını öngöremez hale gelir. Yine beyninizdeki sesleri duyuyorum, ülkemiz basın özgürlüğünde 180 ülke içerisinde 154. sırada!!

Kleptokrasilerde ekonomik kaynaklar yöneticiler tarafından tek taraflı olarak kullanıldıkları ve yandaşlara aktarıldığı için, iş hayatında kaliteli ve düzgün iş yapma ahlakı ortadan kaybolur. Gerçekten iyi iş yapabilecek veya bu liyakata sahip firmalar, haksız rekabete uğradıkları için piyasayı ortalama yeterliliğe sahip ancak yandaş iş adamları domine eder. Geniş kitleler daha kötü ürünler için daha yüksek fiyatlar vermek zorunda kalır.

Kötü kullanılan ekonomik kaynaklar nedeniyle toplum sahip olabileceği daha iyi adalet, sağlık ve eğitim hizmetinden yoksun kalır. Bu da toplumun uzun süreli yapısını etkileyecek bir dezavantaj yaratır.

Dünya’daki örneklere baktığımızda Suharto  Endonezya’yı yönetirken, kurduğu kleptokrasi ile 15 ile 35 milyar dolar arasında servet edindi. Ferdinand Marcos Filipinlerde iktidarı sırasında oluşturduğu kleptokrasi rejimiyle 5 – 10 milyar dolar arasında bir zenginliğe ulaştı. Mobutu Sese Soko, Kongo’da 5 milyar dolar servet biriktirirken, Nijerya Devlet Başkanı Sani Abacha 2 – 5 milyar dolar, Yugoslavya’da Milosevic 1 milyar dolar, Haiti Devlet Başkanı Jean Claude Duvalier 800 milyon dolar, Peru Başkanı Fujimori ise 600 milyon dolar servet edindi.

Bir de çok uzağa gitmeden demokrasi rejimi altında yönetildiği iddia edilen, halk iradesinin önemine her meydanda dem vurulan ülkemize baksak. Acaba gerçekten hangi rejimle yönetiliyoruz?

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.