Zeytinyağlı Yiyemem Aman

Eylül 30, 2015

 

Marshall Planı’nı bir çoğunuz biliyorsunuzdur. 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır. Yardım kelimesi insana ne kadar pozitif geliyor değil mi? İyi niyet dolu, insancıl…

ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir ve birikmiş olan mısır stoklarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracaatını keşfeder. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır (tamamen karşılıklı iyi niyet !!!)

Buna paralel olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Bu dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır ( birden aklıma termik santral kurmak için Manisa’da Soma ilçesine bağlı Yırca köyünde yapılan zeytin ağacı katliamı geldi !!!).Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır (tamamen iyi niyet!!!).
Ülkemizde insanlar zeytinyağından soğutularak mısır özü yağına ve margarine alıştırılır (hoşgeldin sana yağ çocuğu nesli).Alıştırma sürecini hızlandırmak için de zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalan yanlış söylentiler ortaya atılır. İşin gerçeği zeytinyağı en zor yanan sıvı yağlardan biridir. Araştırmayan, sorgulamayan insanlarımız da bu yalana kapılır gider. İnandırıcılığı iyice desteklemek için de “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.

Katı yağ/margarine mahkum edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hale gelir. 1970 li yıllarda ülke ihracat yapamayıp elde döviz olmayınca da en zaruri ihtiyaçlar bile karşılanamaz hale gelince son derece sağlıksız margarinler için bile uzun kuyruklarda beklenir olmuş. Annem defalarca o dönemden bahsetmişti, siz de o dönemleri yaşayanlardan canlı olarak dinleyin derim. Bu arada sipariş türkü ile zeytinyağı kötülenirken basma fistanı da kötüleyip makina ürünü sentetik kıyafetler de özendirilir. Hayatımıza margarinle birlikte neredeyse naylon sayılabilecek kıyafetler de girer. Böylece Marshall yardımı gerçek amacına ulaşmış olur.

Amerika o günlerden beri bizim yararımıza olan yardımlarını asla esirgemez! Hatta bizi o kadar çok severler ki komşu ülkelerle ilişkilerimiz iyi olduğunda kıskanıverir. Bize olan sevgisinin yarattığı kıskançlığı biraz olsun anlayabilmek için Muavenet olayını, Eşref Bitlis’in ölümünü. Mavi Marmara olayını okuyun. Sonra aklınıza ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan raporlardan birinde Türkiye’deki kilit oyuncuların profilleri’ bölümünde Abdullah Öcalan’ın isminin geçtiğini hatırlayın, ABD’nin Kürdistan’ın kurulması ve Türkiye ile federal bir çatı altında birleştirilmesi şeklindeki tarihi projesini Ankara’nın önüne ilk olarak 1965 yılında getirdiklerini de hatırlayın. Aslında hatırlamayın, hiç unutmayın…

Zeytin Yağlı Yiyemem Aman,
Basma Da Fistan Giyemem Aman.
Senin Gibi Cahile,
Ben Efendim Diyemem Aman.

Kaldım duman içi dağlarda,
Sevgili Yarim Nerelerde.

Kara Üzüm Asması,
Yeşil Olur Yazması.
Ben Yarimden Ayrılmam,
Kara Yazı Yazması.

Kaldım dumaniçi Dağlarda
Sevgili Yarim Nerelerde.
Asmadan Üzüm Aldım,
Sapını Uzun Aldım.
Verin Benim Yarimi,
Annemden İzin Aldım.

Kaldım Dumaniçi Dağlarda
Sevgili Yarim Nerelerde.

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.