Bilardo Topları
HAYATIN İÇİNDEN / Mart 13, 2016

İçime dalga dalga kasvet yüklediğinden ayrılık şarkıları dinlememeye,  ayrılık şiirleri, romanları, hikayeleri okumamaya çalışırım. Ben genelde mutlu son ile biten aşkların sevincini hissetmek isterim hep.  Ama sanırım acı olmayınca ilham da az uğruyor sanatçı ruhlara. Genelde Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ayrılık, aşk acısı şiirleri içimi karartmadan o duygulara ortak edebiliyor beni. Bir de Murathan Mungan’ın Bilardo Topları şiiri… Ayrıldığımız gündü. Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, Her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta “Biliyor musun” dedin. “Sen neye benziyorsun biliyor musun?” Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, Hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı. Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla. “Neye?” dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, “Neye?” “Bilardo toplarına.” “Neden?” dedim. “Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan…” Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi birbirimizden uzaklaştırmaya. Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu. Sonra iki arkadaşım geldi, birinin omzunda ağladım, hangisiydi şimdi hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik, Anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım, Sonra ben başka aşklara, Sonra başka evlerin duvarlarına başka takvimler astım. Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor…

Dut Ağacının Hikayesi

Aşk üzerine yazılmış bir sürü hikaye var. Kimisi gerçekte yaşanmış, kimi ise efsane. Aşağıdaki efsanenin kaynağı anonim, doğadaki ilginç olan bir olayın böylesine hüzünlü bir aşk hikayesiyle bağdaşması dikkat çekici. Kimbilir belki gerçektir.. Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı.Kızın adı Tispe,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı.Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslediler. fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardi, aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burada buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya kararverdiler.Tispe ağaca Piremus’dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarpını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek sey aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispesiz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle…

Aşka Hazır
HAYATIN İÇİNDEN / Mart 2, 2016

Aşk şarkıları hep sevgiliye ithaf edilir. Gelmesi beklenen, yanında mutlu olunan, ayrıldığın, özlediğin, kızdığın, kırıldığın, kıskandığın, canını yakan, kalbini acıtan sevgiliye… Bu parça aşkın kendisine yazılmış. Sözlerine dikkat ederek dinlemenizi öneriyorum. Aşkın kendisine yazılmış çok etkileyici bir parça. India Arie seslendirmiş.

Aşkların Abideleri
GEZİNTİ , HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL HAYAT / Aralık 28, 2015

  Nice şarkı sözünün, şiirin, yapıtın ilham kaynağıdır AŞK. Aşkın esere dökülerek şekil bulmuş halleri ile ilgili ilk aklıma gelen Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a duyduğu derin ve karşılıksız aşkı Mihrimah Sultan Camisini inşa ederek anlatmasıdır. Rivayete göre matematik dehası olan Mimar Sinan, Mihrimah için yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizlemiştir. Mihrimah Sultan’ın Güneş’le Ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır. Bu aşkın hikayesini  Mürvet Sariyildiz tarafından yazılmış olan İki Cami Arasında Aşk kitabında okuyabilirsiniz. Ben keyifle okudum. Bir başka dillere destan aşkın eseri de Hindistan’da bulunan Tac Mahal’dir. Tac Mahal’i yaptıran Şah Cihan Hindistan’da kurulmuş olan Babür İmparatorluğu’nu 1627 – 1658 yılları arasında yönetmiş hükümdarıdır. 7 eşinden !!! en sevdiği olan Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) 14. çocuklarını !!! doğurduktan sonra kanama sebebiyle ölmüş ve Şah Cihan 2 yıl yas tuttuktan sonra devlet işlerinden iyice uzaklaşarak acısına teselliyi sanat ve mimaride aramış. Eşinin hatırası için Tac Mahal’i yaptırmaya karar vermiş. Tac Mahal’in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmış. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe yer almakta.Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Türbenin…

Güzelliğin On Para Etmez !!!
HAYATIN İÇİNDEN / Temmuz 29, 2015

Veysel Şatıroğlu desem belki bir çoğunuz kim olduğunu anımsamayabilir ancak Aşık Veysel desem tanımayanınız yoktur. Büyük halk ozanı Aşıkı Veysel. 7 yaşında çiçek hastalığından dolayı 2 gözü de görme yetisini kaybetmiş. Babasının oyalansın diye aldığı sazla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başlamış sonra kendi sözlerini yazarak türkülere hayat vermiş. Uzun ince bir yoldayım yürüyorum gündüz gece, dost dost diye nicesine sarıldım benim sadık yarım kara topraktır, ne ötersin dertli dertli… Aşık Veysel karanlığa gömülmüş hayatında umutla umutsuzluk, yaşama sevinciyle karamsarlık, hüzünle mutluluğun içiçe geçtiği insanın kalbinin derinlerine dokunan eserleri miras bırakmış bize. Yakın bir zamanda onunla ilgili kısa bir hikaye okudum. Eserlerindeki gibi tezat duyguları o kadar yoğun yaşattı ki paylaşmak istedim. Yaşanmış bu olay güzelliğin on para etmez şiirinin hikayesi…

Yolun Yarısı mı?
HAYATIN İÇİNDEN / Eylül 17, 2014

Yolun Yarısı mı? Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. ……. Cahit Sıtkı Tarancı’nın bu şiiri yaşı 35 olmuş ve hayatının yarısına geldiğini düşünen bir çok insan için hislerinin bir tercümanı denebilir. Yaşın ilerlemesiyle yaşanan fiziksel değişimleri, hayatın bizi yoran taraflarını ne güzel anlatır dizeler.

Aşkın Acı Halleri

Uzun bir aradan sonra son haftalarda üst üste 4 roman okudum. Hepsinin de ana teması AŞK’tı. Aslında aşkın acı halleri demek daha doğru. İlki Sabahattin Ali’nin yazdığı “Kürk Mantolu Madonna” kitabı, ikincisi Murakami Haruki’nin yazdığı “Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında” kitabı, üçüncüsü Hande Altaylı’nın yazdığı “Maraz” ve sonuncusu da Ayşe Kulin’in yazdığı “Gizli Anların Yolcusu”. İlk kitapta aşık olduğu kadının duygularını öğrenene kadar acı çeken sonra bir süre ayrı kalması gerektiği için uzaklara giden ama sevgilisinden haber alamayan bir adamı anlatıyordu. Hikayenin kahramanı, terk edildiğini sanıp içine kapanmış, hayatını ruhen çökmüş olarak sürdürmüş ve yıllar sonra sevgilisinden haberin öldüğü için kesildiğini ve hatta bir kızı olduğunu öğrenmişti. İkinci kitap bir adamın hayatı boyunca yaşadığı aşkları ve yaptığı hataları anlatıyordu. Çocukluk aşkından evliliğine kadar hayatına giren tüm kadınları mutsuz edişi ve her mutsuzluğun kendinden alıp götürdükleri güzel bir dille yazılmıştı. Üçüncü kitapta mutlu bir evliliği olduğunu sanan zeki ve eğitimli bir kadının kocası tarafından aldatılışı ve sonrasında yaşadıkları anlatılmış ve en ilginç olan dördüncü kitapta da mutlu bir evliliği olan adamın çocuklarını bir kazada kaybettikten sonra eşinin kendisinden uzaklaşması sonucu onu aldatması anlatılıyordu. İlginç olan kısım 40’lı yaşlarının sonuna kadar heteroseksüel yaşayan adamın kendinden çok genç bir adamla eşcinsel bir ilişkiye tüm…

Bir Solukta “Kürk Mantolu Madonna”

Çok küçük yaşlardan beri kitap okumayı severim. Hayatım boyunca zaman buldukça hatta çoğunlukla zaman yarattıkça farklı konularda ve farklı yazarların kitaplarını okumaya çalıştım. Okumak kültürümü artırmasının yanında konuşurken de özgüvenimin artmasını sağladı. Yazı yazma isteğim de okumayı sevmemin benim de yazdıklarımın okunması isteğini uyandırmasından gelir. En çok bir solukta okuduğum kitapları seviyorum. Böyle kitapları okurken hem bir an önce bitirmek istiyorum hem de bitmesine yakın o keyif de biteceği için biraz üzülüyorum doğrusu. Bu hafta sonu da tıpkı böyle bir kitap okudum. Sabahattin Ali’nin yazdığı Kürk Mantolu Madonna. Kitabı tavsiye üzerine okudum ancak ne yalan söyleyeyim ilk olarak isminden dolayı alaka kuramamıştım. İlk sayfalarda beni nasıl bir hikayenin beklediğini anlayamamıştım. Bir kaç sayfa sonra kitabın ana karakterlerinden Raif efendi ile tanıştım. Bu kadar içine kapanık ve melankolik bir adam nasıl ana karakter olabilirdi? Raif efendi ailesi, kardeşleri ve kardeşlerinin ailesiyle birlikte yaşayan, Almanca çeviri yaparak para kazanan sıradan bir karakterdi ta ki geçmişini yazdığı günlüğü ortaya çıkana kadar. Raif, 20’li yaşlarında babasının isteğiyle eğitimi için Berlin’e gider. Bir sanat galerisini gezerken gördüğü tablodaki kadına aşık olur. Tabloyu Andrea Del Sarto’nun Madonna delle Arpie tablosu sanır. Günlerce galeriye gidip tabloyu hayran hayran seyreder. Ve bir gün tablonun asıl sahibi olan Maria Puder ile…