Ben Bu Gemiden Mutlu İneceğim
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Nisan 25, 2016

  Hayatın bize yüklediği roller ve üstlendiğimiz sorumluluklar bir süre sonra hayatımızın tek gerçeğine dönüşüyor değil mi? Ne yapmak istediğimize göre değil ne yapmamız gerektiğine göre hayatımızı yaşıyoruz. Ve bir gün bir bakıyoruz ki gerçekten istediğimiz bir çok şeyi yapamadan yıllar geçmiş gitmiş. Trenleri kaçırmanın acısını ya da pişmanlığını yaşamak kalmış elimizde. Başrollerini Demet Akbağ ve Yekta Dikinciler’in paylaştığı Nadide Hayat filmi tam da bu durumu anlatıyor. Nadide, Su Ürünleri Fakültesi’nde okurken evlenmeye karar veriyor ve eşinin isteği üzerine okulu yarıda bırakıyor. Ev hanımı olup 2 çocuk sahibi oluyor. Artık torun sahibi de olmuşken eşi vefat edince derin bir boşluğa düşüyor. Eşi yok, çocuklar büyüdü kendisine ihtiyaç yok. Ev işleri, çocukları büyütme telaşı derken çalışmamakla kalmayıp bir hobi sahibi bile olamadan bugünlere gelmiş ve o boşluktan nasıl çıkacağını bilemeden debelenmeye başlıyor. Bir çok kursa ve etkinliğe katılarak boşluğu doldurup dolduramayacağını keşfetmeye çalışıyor. Ve bir gün çıkan af ile yarım bıraktığı okuluna dönüyor. Okula başladıktan sonra Carette Carettaları araştıran proje ekibine dahil olup onlarla gemi turuna çıkıyor. Nadide yarım bıraktığı okuluna döndüğü için mutlu oluyor çünkü sadece vakit geçirmeye yönelik aktiviteler ile hayatını geçirmek istemediğini anlıyor. Gençler ile diyalog kurup kendisini kabul ettirmesi biraz zaman alsa da yakınlığı, sıcaklığı, espri anlayışı,…

Ölümle Yaşam Arasında

  Ölümle Yaşam Arasında ( Orjinal adı The Life of David Gale) filmini izlediniz mi? 2003 yılı yapımı olmasına rağmen ben bu filmi maalesef yeni izledim. Maalesef diyorum çünkü hem oyucularıyla hem konusuyla sizi alıp sürükleyen filmler çok olmuyor. En azından benim için öyle. Kevin Spacey son zamanlarda izlediğim House of Cards dizisindeki performansıyla zaten hayranlığımı artırmıştı. Bu filmle daha da arttı. Filmin konusuna gelince… David Gale (Kevin Spacey) bir üniversitede felsefe profesörü. Hani şu gençler tarafından çok beğenilen ve sevilenlerden. Aynı zamanda yakın arkadaşı Constance Harraway (Laura Linney) ile idam karşıttı bir gruba üyedir ve idam cezasının kaldırılmasını, masum insanların da idam edildiğini savunmaktadır. Evli ve bir çocuk babası olan David, sınıfını geçmek isteyen öğrencisinin ona yakınlaşması sonucunda birlikte olur ve kız onu tecavüzle suçlar. Bu olaydan dolayı üniversitedeki işini, sonra eşini ve oğlunu kaybeder. Daha sonra da yakın arkadaşı Constance ölür. Cinayet olduğu düşünülmektedir ve David suçlanarak hapse gönderilir. İdam karşıtı olan David Gale idam cezasına çarptırılmıştır ve hapisanede idam edilceği günü beklemeye başlar. Hapisteki son günlerinde, bütün hayat hikayesini anlatmak için Bitsey Bloom (Kate Winslet) adındaki gazeteciyi ister. Bitsey ile 3 gün boyunca sadece 2 şer saat sürecek bir röportaj yapar. 4. gün idamın gerçekleşeceği gündür. Bitsey Bloom…

Toprağın Çocukları Filmini İzlediniz Değil mi?
SOSYAL MESAJLAR / Eylül 30, 2012

Ben gözyaşlarıyla izledim. İçinizde hiç köye gitmemiş olanlar vardır. Ben dedelerim hayattayken senede bir kaç gün de olsa Sinop’un iki ayrı yerindeki köylerimize gittim. Bu bahsettiğim zamanlar 20 yıl önceydi. Yaşam gerçekten zordu. Gaz lambası ile aydınlanıldığı zamanları hayal meyal hatırlıyorum. Evde kullanılacak suyu kuyudan kovalarla taşımak gerekiyordu. Tarım ve hayvancılığın ne kadar zor olduğunu görmüştüm. Gün sabahın çok erken saatlerinde başlıyor ve gece yarısına kadar bütün hareketliliğiyle sürüyordu. Günün her saatinin ayrı işleri vardı. Köy hayatını annem ve babamdan da dinlediğim zamanlar oldu. 50 yıl öncenin şartlarını sanki başka bir dünya anlatılırmış gibi dinledim hep. İlkokuldan sonra her ikisi de okuyabilmek için ailelerinden, evlerinden ayrılıp şehir merkezine gitmişler ve meslek sahibi olmayı başarabilmişlerdi. Yaşadıkları sıkıntıları hiç unutmamışlardı. Abim ve benim eğitimimiz için tüm imkanlarını hep seferber ettiler. Biz de ayakları yere sağlam basan, eğitimli ve mesleği olan bireyler olduk. Toprağın çocukları filmini izlerken ailemin zamanında köy enstitüleri keşke kapanmasaydı dedim içimden. Filmi ağlayarak izledim. Köy enstitüleriyle ilgili bildiklerimin aslında hiçbir şey olduğunu anladım. Köy enstitüleri Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz oluşundan dolayı burada yine köyler için öğretmen yetiştirilmesi amacıyla 1940 yılında kurulmuş. 1954 yılında kapanmış ancak 1946 yılına kadar altın çağını yaşayabilmiş. Filmde o dönemleri öylesine güzel anlatmışlar ki. Enstitülerde…