İki Kurbağanın Hikayesi

    Hayatımızda gerçek başarıların ve zaferlerin temelinde yapılması gerekenleri yapmak, çabalamak, zorluklarla karşılaşsak da pes etmemek yatar. Elimizde sihirli değnek yok ve hedefimize ulaşmak için çoğu zaman önümüzde zorlu bir yol olur. Bize düşen de o yolda düşsek de kalkmasını bilip yolumuza devam etmek. İki kurbağanın hikayesinde de bu durumu anlatıyor.. İki küçük kurbağa zıplamaya bayılıyormuş. Bir gün yine zıplarken yanlışlıkla büyük bir süt kovasının içine düşmüşler. Kurbağalardan biri: Olamaz diye bağırmış. Bu kova çok yüksek. Buradan dışarı zıplayamayız! Hayır, kurtulmanın mutlaka bir yolu vardır, demiş. Birinci kurbağa bir süre çırpınmış. Dışarı çıkamayınca ümidi kesmiş. Çırpınmayı bırakmış. Çok geçmeden sütün içinde boğulmuş. İkinci kurbağa ise ümitsiz değilmiş. Çırpınmış çırpınmış, çırpınmış… Asla vazgeçmemiş. Gücünün son sınırına kadar uğraşmış. Fakat en sonunda kollarındaki güç tükenmiş. Artık kollarını hareket ettiremiyormuş. Eyvah, demiş. Şimdi ne yapacağım! Tam bu sırada sütün içinde bir tereyağı topunun oluştuğunu fark etmiş. Aman Allah’ım, diye sevinmiş. Ben çırpınırken, sütün bir kısmı tereyağı olmuş. Neşe içinde tereyağının üstüne zıplamış. Başını kaldırıp yukarı bakmış. İşte şimdi zıplamak çok kolay, demiş. Bir sıçrayışta kovadan dışarı çıkmış. Çok şükür, kurtuldum, diye derin bir nefes almış. Zıplaya zıplaya göle gitmiş. Sütün içinden kurtulduğu için çok mutluymuş. Göldeki kurbağalara olanları anlatmış. Kurbağalar: Aferin sana….

Öncelikleri Önceliklendirebilmek

Hayatımızın önceliklerine neye göre belirliyoruz ? Özellikle büyük şehirde yaşayıp çalışanlar için hayat iş ve ev arasında koşturmak ve ev yaşantısında günlük hayatını sürdürebilecek yapılması gerekenleri yapmaktan ibaret maalesef. Aslında zamanınızın çoğunu neye harcadığınızı hayatta sizin için önemli olan şey belirliyor. Öncelik sıranıza göre hayatı yaşarken hep yarım kalmış işler, sitem eden aile fertleri ve arkadaşlar, yapmak isteyip yapamadığınız bir çok kişisel işleriniz olur. İşte hayatımızın önceliklerine dair çok keyifli bir hikaye… Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar… Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler. Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker. Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler. Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler. Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye….

Dut Ağacının Hikayesi

Aşk üzerine yazılmış bir sürü hikaye var. Kimisi gerçekte yaşanmış, kimi ise efsane. Aşağıdaki efsanenin kaynağı anonim, doğadaki ilginç olan bir olayın böylesine hüzünlü bir aşk hikayesiyle bağdaşması dikkat çekici. Kimbilir belki gerçektir.. Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı.Kızın adı Tispe,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı.Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslediler. fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardi, aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burada buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya kararverdiler.Tispe ağaca Piremus’dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarpını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek sey aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispesiz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle…