Japon Dini Şintoizm
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Nisan 11, 2016

  Dünyanın en eski dinleri arasında yer alan Şintoizm Japonların milli dinidir. Eskiden Japonya’nın resmi diniydi.  Şu anda ise Japonya’da daha çok barışçı bir din olan Budizm hakim. Şintoizmin herhangi bir kurucusu yoktur.  Şintoizm ‘in geçirdiği safhalar üç devrede incelenir. Bunlar ; 1 – Mitolojik dönemlerde başlayan ve Budizm ‘in Japonya ‘ya girişine kadar devam eden dönem(MS 552) 2 – Budizm, Şintoizm mücadelesinin kızıştığı 9.yy kadar süren dönem. 3 – Şintoizm ‘le Budizm ‘in birbirinden ayrıldığı,1192 ‘den 1868 reformuna kadar devam eden dönem.  Şintoizm, diğer dinlere karşı oldukça hoşgörülü bir dindir. Tabiata tapmaya önem verir.  Şintoizm bir tür Animizm’dir ( Canlandırmacılık da deniliyor , doğada insan ruhuna az çok benzer ruhlar bulunduğunu kabul eden din, Felsefede her nesnenin bir ruhi varlık veya ruh tarafından yönetildiğini kabul eden sistemdir). Şintoculuğun çatısını kuran başlıca esaslar şöyle sıralanabilir: 1. Ruh ölümsüzdür, 2. Ölülerin ruhları yaşamayı sürdürür, 3. İnsan ölünce ruhu Tanrılaşır, 4. Ölü ruhları, yaşayan insanların yaşamına olumlu ve olumsuz bakımlardan etkili olurlar. 5. Yaşayan insanlar ölü ruhlarıyla etkileşime girebilirler. 6. Kimi ölü ruhları, çok daha fazla kudret kazanıp, evreni yaratan, evrene biçim veren Tanrılar haline girerler. Şintoizm’in bir kurucusu ve peygamberi olmadığı gibi klasik anlamıyla bir kutsal metni de yok. Buna rağmen Japon kültürünün omurgasını oluşturmuş durumda. Şintoculukta bu dünyadaki yaşamın düzenlenmesi, bireyin erdemli olması…

İnanç Paradoksu
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 11, 2015

  Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya dolaylı olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış. Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler, bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp: “Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum,” demiş. “Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!” Bu fıkrayı her okuduğumda hem güler hem de derin derin düşünürüm. Günümüze ne kadar da…