Cadısız Cadı Avı
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 15, 2016

Cadı avı, cadı olduğuna inanılan kimselerin yakalanması, yargılanarak veya yargılanmadan cezalandırılmasıdır. Bir kaç yüz yıl önce cadı avları genellikle cadıların yakılarak veya linç edilerek öldürülmesi ile sonuçlanmış.Bu olaylar özellikle Almanya, Fransa, İsviçre, kuzey İtalya ve Benelüks ülkelerinde, yani Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’da yaşanmış. Gündelik yaşantımızda genelde huysuz, aksi, çok söylenen, kavgaya meyilli kadınlar için cadı gibi benzetmesini çok duyarız. Geçmişte cadılıkla suçlanan insanların 3/4’ü kadınmış. Neden derseniz.. Adem ile Havva cenneteyken Havva’nın yasak meyveyi yiyip cennetten kovulmalarına sebep olması kadınların şeytana daha çabuk kandığının bunun da zayıf karakterinden ileri geldiğinin düşünülmesi sebeplerden biri.Kadınların hemşirelik, hasta bakıcılık, ebelik, aşçılık gibi şifalı bitkiler, karışımlar ve sıvılar kullanılan mesleklerle daha çok uğraşıyor olmaları cadı olmalarına bir yatkınlık olarak görülmesi bir diğer sebep. Erkeklerin sorunlarını çoğunlukla kavga ederek çözmeye çalışması kadınların ise öfkelerini daha çok lanet okuyarak gösteriyor olmaları lanet okumanın cadılıkla özdeşleştirilmesinden ötürü kadınlara yakıştırılmış bir durummuş maalesef. Cadı avının yapıldığı 1480-1750 yılları arasında yaklaşık 40.000-60.000 arası kişinin idam edildiği tahmin ediliyor. Peki cadılar nasıl teşhis ediliyormuş? Bazı şüpheliler bağlanıp “kutsanmış” soğuk suya atılırmış. Eğer şüpheli batarsa masum sayılır ve sudan çıkarılırmış. Batmazsa cadı olduğuna karar verilir ve orada idam edilirmiş ya da tekrar test edilirmiş. Başka şüpheliler tartılırmış. Çünkü cadıların çok hafif…

Darbeli Köyün Kavalcısı
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 5, 2016

İnsanların güvenini kazanabilmek zor güvenlerini kaybetmek kolay. İnsanlara güvenebilmek zor güvenin sarsılması kolay. İnsanlara olan güvenim sarsıldığında o insan ya da insanları kaybetmiş olmanın üzüntüsünü atlatmak çok uzun sürmüyor ancak yaşadığım hissin etkileri çabuk terk etmiyor beni. Her kayıp daha temkinli olmamı sağladığı gibi zaman zaman da hoşgörü sınırımı aşağı çekebiliyor maalesef. Kızmamak, kırılmamak ya da zarar görmemek için kişilerin, grupların, partilerin, cemiyetlerin kısacası her kim olursa olsun yaptıkları ile söyledikleri birbirini tutmuyorsa duygularımı, ilişkilerimi, kararlarımı ya da yaklaşımımı gözden geçirir ve ona göre davranırım. Çocukluğumda sık sık dinlediğim hikayelerden birinin paylaşmak istiyorum. Bir gün Hamelin köyünü fareler basar. Her yerde fareler vardır ve halkın bütün yiyeceğini tüketmektedirler. Halk bu durumda ne yapacağını bilemez ve köy fareli Köy olarak anılmaya başlar. Bir gün bu köye bir adam gelir. Kendisine bir torba altın verirlerse köyü farelerden kurtaracağını söyler. Köylüler o kadar çaresizdirler ki hemen aralarında gerekli parayı toplayıp köyün muhtarına verirler. Adam kavalını çıkarır ve o kadar güzel bir melodi çalar ki bütün fareler onu takip ederler. Adam onları köyün yakınındaki bir nehre götürür. Kavalcı nehirden yürüyerek geçer fakat ardından gelen fareler suda boğulurlar. Köy farelerden kurtulmuş olur. Adam köye altınlarını almak için döndüğünde muhtar nasılsa köyde fare kalmadığı için adama…