Yaşarken Cenneti Ya Da Cehennemi Seçebilmek
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 16, 2016

Kendimi bildim bileli tez canlı bir mizacım olduğundan olaylara, durumlara ya da kişilere karşı naifliğini ve sakinliğini koruyarak hareket eden insanlara gıpta etmişimdir. Hayatı yaşarken bir sürü kural içerisine kendimi hapsedip olması gerekenler olmadığında ya da yapılmadığında oldukça kızarım. Yakın bir zamana kadar bu konuda daha katı ve huysuzdum diyebilirim. Günlük yaşantımda o kadar çok şeye kızardım ki hayatı kendime ne kadar zorlaştırdığımı fark ettiğim anda köşelerimi törpülemeye başladım. Ne kadar başardın derseniz bunun bir ölçüsü yok aslında. Amaç hayatı iyi, güzel ve doğru şeyleri barındırarak yaşayabilmekte. Kişiden kişiye ya da durumdan duruma göre değişiklik gösterse de benim inandığım evrensel doğrular, iyilikler ve güzellikler var her zaman. Ve hayat tecrübelerim bana şunu çok iyi öğretti; olumsuz duygular hele öfke her şeyden önce kişinin kendisine çok ama çok büyük zarar. Öfkenin sadece ruhsal değil bir sürü fizyolojik etkileri de var. Bu olumsuz duygular mide ve bağırsak rahatsızlıklarının sebeplerinden biri. Ya da benim gibi alerjik bünyeniz varsa alerjinizi tetiklediği gibi cildinize bile fazlasıyla yansıyor. Aşağıdaki hikaye duygu ve düşüncelerime tercüman olmuş. Cennet ve cehennemi öldükten sonra gidilecek, ödül ya da ceza alınacak bir yer gibi düşünmeyip nefes alıyorken cennet gibi mi cehennem gibi bir hayatta mısınız bunu değerlendirin derim. Bir Samuray, üstadın…

BEN BAĞIRMIYORUMMMMM
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Haziran 9, 2016

    Hayat şartları bizleri her geçen gün daha çok tahammülsüzleştiriyor. Çalışma hayatı, özel yaşam, yaşadığımız şehirlerin fiziki koşulları, çıkarlara dayalı ilişkiler, maddi manevi her şeyi çabucak tüketme eğilimimiz mutsuz, huysuz, sinirli ve kavgacı insan topluluklarını ortaya çıkardı. Gün içerisinde kaç tane bağıran insan görüyorsunuz hiç düşündünüz mü? Ben bazı günler sayamıyorum bile. İnsanlar neden bağırır acaba? Aşağıdaki hikaye bunu çok güzel anlatmış. Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükunetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş. Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.” “Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse…