Mevlana’dan Öğrenmeye Dair

    Mevlana hayata dair öylesine doğru sözler söylemiş, şiirler yazmış ki her okuduğunuzda yeni bir şeyler buluyorsunuz her cümlede.  İlk okuduğumda lisedeydim sanırım. Yaşım ilerleyip hayat tecrübem arttıkça her mısrası daha da doğru gelmeye başladı. Siz de tekrar tekrar okuyun ve kısa bir süre gözlerinizi kapatıp hayatınızı hızlıca zihninizden geçirin. Siz de bu dizelerdeki gibi hatayı yaşıyor ve algılıyorsunuz değil mi? Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi… Ağladım.” “Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla… Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…” “İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu… Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim. Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.” “İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu… Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim. Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek Gerektiğini öğrendim.” mevlana tasavvuf mesnevi Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar…

Bilardo Topları
HAYATIN İÇİNDEN / Mart 13, 2016

İçime dalga dalga kasvet yüklediğinden ayrılık şarkıları dinlememeye,  ayrılık şiirleri, romanları, hikayeleri okumamaya çalışırım. Ben genelde mutlu son ile biten aşkların sevincini hissetmek isterim hep.  Ama sanırım acı olmayınca ilham da az uğruyor sanatçı ruhlara. Genelde Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ayrılık, aşk acısı şiirleri içimi karartmadan o duygulara ortak edebiliyor beni. Bir de Murathan Mungan’ın Bilardo Topları şiiri… Ayrıldığımız gündü. Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, Her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta “Biliyor musun” dedin. “Sen neye benziyorsun biliyor musun?” Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, Hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı. Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla. “Neye?” dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, “Neye?” “Bilardo toplarına.” “Neden?” dedim. “Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan…” Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi birbirimizden uzaklaştırmaya. Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu. Sonra iki arkadaşım geldi, birinin omzunda ağladım, hangisiydi şimdi hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik, Anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım, Sonra ben başka aşklara, Sonra başka evlerin duvarlarına başka takvimler astım. Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor…

Bahar Gelme Üstüme!
HAYATIN İÇİNDEN / Mart 9, 2016

  Cemre düştü havaya, toprağa, suya… Hava ısınıyor, çiçekler açmaya başladı. Daha ince ve renkli kıyafetlerimiz. İçimiz kıpır kıpır.  Ruhumuz uyanmaya başladı. İçimizde aşk çanları da çalıyor derinden derinden… Can Dündar ne güzel dile getirmiş. Bahar Gelme Üstüme! Bahar, yalvarırım çek git işine! Salma üstüme çiçeklerini, …aklımı çelme! Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek… Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem… Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek… Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme… Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı… Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime… Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir… Bir de sen çıldırtma beni… Krizdeyim ben… tembelliğin sırası değil, uyamam sana… Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni… Bulutların üşüşmesin başıma… Girme kanıma benim… …yoldan çıkarma… Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, Sevdanın suç ortağısın. Kıyma bana…! Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin… O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman… Ne o…