Aşkların Abideleri
GEZİNTİ , HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL HAYAT / Aralık 28, 2015

  Nice şarkı sözünün, şiirin, yapıtın ilham kaynağıdır AŞK. Aşkın esere dökülerek şekil bulmuş halleri ile ilgili ilk aklıma gelen Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a duyduğu derin ve karşılıksız aşkı Mihrimah Sultan Camisini inşa ederek anlatmasıdır. Rivayete göre matematik dehası olan Mimar Sinan, Mihrimah için yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizlemiştir. Mihrimah Sultan’ın Güneş’le Ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır. Bu aşkın hikayesini  Mürvet Sariyildiz tarafından yazılmış olan İki Cami Arasında Aşk kitabında okuyabilirsiniz. Ben keyifle okudum. Bir başka dillere destan aşkın eseri de Hindistan’da bulunan Tac Mahal’dir. Tac Mahal’i yaptıran Şah Cihan Hindistan’da kurulmuş olan Babür İmparatorluğu’nu 1627 – 1658 yılları arasında yönetmiş hükümdarıdır. 7 eşinden !!! en sevdiği olan Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) 14. çocuklarını !!! doğurduktan sonra kanama sebebiyle ölmüş ve Şah Cihan 2 yıl yas tuttuktan sonra devlet işlerinden iyice uzaklaşarak acısına teselliyi sanat ve mimaride aramış. Eşinin hatırası için Tac Mahal’i yaptırmaya karar vermiş. Tac Mahal’in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmış. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe yer almakta.Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Türbenin…

Sarajevo (Saraybosna)
GEZİNTİ , HAYATIN İÇİNDEN / Kasım 16, 2015

    Bosna’da 1992-1995 arası 3,5 yıl süren Bosna Savaşı’nı ortaokul yıllarımda duymuş ancak şimdiki kadar iletişim ağları geniş olmadığından savaşın yıkımını ve acılarını o dönemde çok da derinden anlayamamıştım. Alexandra Cavelius’ın Leyla adlı kitabı ve Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları kitabını ağlayarak ve insanlığımdan utanarak okuduktan sonra Sırpların yaptığı katliamı anladım:( Sırp lider Miloseviç Büyük Sırbistan hayali için yaptığı katliamlardan sonra savaşı kazanamamış ve binlerce masum insan keskin nişancılarla, bombalarla toplu katliamlara kurban gitmiş. Savaşı Dayton Anlaşması sona erdirmiş. O zamanki Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç ve Hırvatistan Devlet Başkanı Franjo Tudjman tarafından Kasım 1995’te ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kenti yakınında uzlaşma sağlanmış ve 14 Aralık 1995’te de antlaşma resmen imzalanmış. Bu antlaşmanın arkasından 1996’da bölgelere NATO güçleri gönderilmiş. Bu antlaşma ile Bosna-Hersek kantonlara bölünmüş ve ülkenin %49’unu Sırp Cumhuriyeti, %51’ini Boşnak-Hırvat Federasyonu’nun kontrol etmesi öngörülmüş. Ayrıca, Doğu Slavoniya’yı Hırvatistan’ın kontrol etmesi öngörülmüş. Balkan ülkelerini gezmeyi uzun zamandır istiyordum ve nihayet Saraybosna ile açılışı yaptım. 3 günlük bir turdu ve tarihlerini görmek ve dinlemek açısından oldukça doyurucu bir gezi oldu. Tura annem ile katıldım ve 15 kişilik küçük ama eğlenceli grup arkadaşlarımızla dolu dolu geçirdik zamanımızı. Grubumuzda en küçüğü 24 yaşında en büyüğü 67 yaşında…

Lübnan Diyarı
GEZİNTİ , HAYATIN İÇİNDEN / Ekim 16, 2014

Ortadoğu coğrafi olarak Asya, Avrupa ve Afrika’nın birbirlerine en çok yaklaştıkları yerleri kapsayan ve birbirine komşu ülkelerin oluşturduğu bölge. Ancak ne zaman Ortadoğu kelimesini duysam aklıma hep bombalar, savaşlar, öldürülen insanlar, petrolün yarattığı zenginlik ve bu zenginliğin laneti, sömürülen dini duygular gelir ve hep tüylerim ürperir. Tüm bu olumsuz düşüncelere rağmen uzun zamandır Lübnan’ı, özellikle Beyrut’u görmek istiyordum. Beyrut, 1975-1991 İç Savaşı öncesi Ortadoğu’nun ekonomik, fikri ve kültürel merkezi olmakla birlikte banka hesaplarının gizliliğini sağlayan kanunları ve yüksek banka faizleriyle Arap zenginlerinin bankacılık merkeziymiş. Şehrin düzenliliği,sosyal hayatın renkliliği, gece hayatı ile Ortadoğu’nun Paris’i olarak adlandırılırmış. İsrail ile Arapların çatışması Filistinli nüfusun artmasına neden olmuş ne nüfus üstünlüğü sağlayan müslümanlar, ülke yönetimindeki Hıristiyanlar kadar söz ve güç sahibi olmayı istemişler. Bu Hıristiyan-Müslüman çatışması bir iç savaş halini almış. Savaşın bilançosu kaynaklara göre farklılık göstermekle birlikte 200.000 can kaybı ve 350.000 yaralı.

Gezmelerdeydim, Paris
GEZİNTİ / Kasım 5, 2012

İki yıl önce yaz tatilimde katıldığım bir tur ile üç gün Paris’te kaldım. Paris, Fransa’nın başkenti olmakla birlikte ayrıca sanat ve kültür başkenti, lüksün ve modanın da merkezi. Lüks ve modanın merkezi oluşundan dolayı “Işıklar Şehri” diye de adlandırılıyor. Paris’in romantik bir şehir olduğu ve sevgiliyle gidilip bu atmosferin yaşanması gerektiği söylenir. Ben bir kız arkadaşımla gittim ve gerçekten çok iyi vakit geçirdim. Romantik bir hava da hissetmediğimden hayıflanmadım. Sadece Louvre Müzesi bile Paris’in bir kültür merkezi olduğunun kanıtı. Birkaç saat gezebildik ve tüm tablolara hayran kaldım. Tamamını gezmek günler sürüyormuş. Biz gittiğimizde de bir bölümü tadilattaydı. Gerçek olup olmadığını bilmiyorum ama Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa tablosunu görmek heyecan vericiydi. Zafer Meydanı ve Takı, Napolyon’un Mezarı da mutlaka görülmeli. Paris’in simgesi olan Eyfel Kulesi’ni görüp tepesine mutlaka çıkmalısınız. Dünyanın dört bir yanından ziyaretçisi olduğundan çıkmak için epey bir asansör sırası bekliyorsunuz ama bence değer. Eyfel’in etrafında oldukça ekonomik eyfel şekilli anahtarlıklar ve süsler alma şansınız var. Pazarlığa da oldukça açıklar. Paris’e gelmişken ünlü alışveriş caddesi Champs Elysees’i de gezdim. Görüntü olarak Bağdat Caddesi’ni andırıyor. Mağazalar, restaurantlar ve özellikle parfümeriler var. Caddede Louis Vuitton’ın kocaman bir mağazası var ve insanlar içeriye girebilmek için sıraya giriyor. grup grup içeri alınıyorlar. Tıpkı…

Gezmelerdeydim, Viyana
GEZİNTİ / Kasım 3, 2012

Bir kaç yıl önce ilk yurt dışı gezimi Viyana’ya yapmıştım. Viyana, Avusturya’nın başkenti olmakla birlikte en büyük şehri. Yaz döneminde gittiğimden hava Orta Avrupa’nın genelde yağışlı olur anlayışından uzakta, oldukça güneşliydi. Gezmek için şehir merkezine geldiğimizde ilk tedirginliğim ingilizcemin yeterli olup olmayacağıydı. Resmi dilleri Almanca olduğundan ve bir şeyler sormak için denk geldiğim kişiler ingilizce konuşmadığından yersiz bir tedirginlik yaşamış oldum 🙂 Viyana kültür ve sanat şehri. Hepimizin bildiği klasik müziğin Mozart, Beethoven gibi efsaneleri Avusturyalı. Buraya gelirseniz mutlaka klasik müzik konserine gidin. Ben gitmedim ve hala kendime kızıyorum. Şehir merkezinde meydanda opera binası , üniversite, parlamento binası ve tiyatro var. Binaların mimarisi oldukça etkileyici. Meydanda klasik müzik konseri bileti satan ve broşür dağıtan yöresel kıyafetler giymiş insanlarla karşılaşabilirsiniz. Şehrin etrafında bisiklet yolları var ve genç yaşlı herkes bisiklete biniyor. Bisiklet yollarında zincirlenmiş onlarca bisiklet görmeniz mümkün. Karnınız acıktığında mutlaka şinitsellerinden yiyin. Şinitsel istediğinizde o kadar büyük bir parça servis yapıyorlar ki uzun saatler tok kalıyorsunuz. Genel olarak gazlı su olduğundan Viyana’da bulunduğum sürece bira ve meyve sularıyla idare ettim. Şehirde birbirinden güzel parklar var. Schonbrunn Palace isimli parkta kendimi Alice Harikalar Diyarı’nda gibi hissettim. Çiçeklerin ve çimenlerin güzelliğinden büyülendim. Hediyelik eşyalarda Mozart etkisi hakim. Mozart temalı biblolar, kupalar, çikolatalar…

Gezmelerdeydim, Beypazarı
GEZİNTİ / Kasım 2, 2012

Bayram tatilinde gittiğim kültür turunun başka bir uğrak yeri Beypazarı idi. Beypazarı, Ankara’nın şehir merkezine yaklaşık 100 km uzakta olan şirin bir ilçesi. İlçeye vardığımızda öncelikle Hıdırlık Tepesi denilen ilçeyi kuş bakışı olarak görebildiğimiz yere gittik. Burada cam üzerine ebru sanatıyla işlenmiş el yapımı takılar satılıyordu. Kendime 2 tane kolye ucu aldım. Ardından öğle yemeği için yöresel yemeklerin yapıldığı restoranlarından birine gittik. Yemekte tarhana çorbası, güveçte etli pilav, etli yaprak sarması vardı. Kırmızı et yemediğimden her zamanki gibi tavuk ve tadı hala damağımda olan karışık kızartmalarından yedim. Tur arkadaşlarımızın tamamı yemekleri çok beğendi. Zaten restoranın sahibi beğenmezseniz ödeme yapmıyorsunuz diyerek ne kadar iddialı olduklarını ifade etti. Yemeğin üstüne kavrulmuş helvaya benzer şekilde yapılmış höşmerim tatlısı ve baklava vardı. Burada baklava 80 katlı meşhur baklava diye adlandırılıyor ama işin gerçeği 40-45 katmış. Tatlılar da gayet güzeldi. Kısa bir yerel oyun gösterisi yapıldı ve ilçe hakkında bilgiler verildi. Halkı çok tutumluymuş. Hatta öyle ki birisi evleniyorken düğüne mutlaka sünnet düğünü de eklenerek bir arada düğünler yapılırmış. Tarhana, yaprak sarma gibi yöresel lezzetleri kadınların yapıp satmaları belediyenin kadınlar üretip para kazanabilsin diye desteklediği bir uygulama. Gittiğimiz restoran sahibi bile bu yemekleri yöre kadınlarından satın almak zorundaymış. Gerçekten takdir edilecek bir çalışma. İlçenin tarihi…

Göynük Gönlümde :)
GEZİNTİ / Ekim 31, 2012

  Ülkemizin her yerinden tarih ve doğal güzellikler fışkırıyor. Her farklı yer gezdikten sonra böylesine güzelliklere sahip olduğumuz için gurur duyuyor ve daha fazla yer görebilmek için daha istekli oluyorum. Bu Kurban Bayramı tatilinde kısa bir kültür turuna çıktım. İl durak Bolu’nun ilçesi olan Göynük’tü. Göynük yöresi 1323’te Osmanlı topraklarına katılmış, 1923 yılında da il yapılan Bolu’ya bağlı ilk ilçe olmuş. Küçük ama çok sıcak bir ilçe. Kendine has evleri var. Tüm yerleşim alanı kentsel sit alanıymış. Oradayken Akşemseddin Hazretleri Türbesi’ne gittik. Ardından ilçenin tepeden bakışının muhteşem olduğu Zafer Kulesi’ne gittik. Bu kule Kurtuluş Savaşı’nın başarılarını ebedileştirmek için yapılmış. İlçe merkezinde 7 cami, 3 türbe, 1 hamam ve 1 Tarihi Zafer kulesi bulunması gerçekten etkileyici. İlçe halkı çok sıcak. Gezimiz sırasında karşılaştığımız tüm yerli halkı iyi bayramlar diledi. Burada öğrendiğim en ilginç şey Akşemsettin’in Pasteur’dan 400 sene önce mikrobu keşfetmesiydi. Sanırım çalışmalarını genişletecek ve duyurabilecek yeterli imkanları olmadı ki 400 yıl sonra çalışma yapılabilmiş. Göynük’te de tarhana çorbası ve ev eriştesi meşhur. Ekmekleri de çok lezzetliydi. Göynük’ün güzelliğini yaşarken turumuza Sünnet Gölü’ne giderek devam ettik. Harika göl manzarası, tertemiz hava, yeşillikle birlikte huzur verdi doğrusu. Manzaraya karşı 2 bardak çayı keyifle içtim ve bol bol fotoğraf çektim. Sünnet Gölü’nün huzuru…

Ben Gezgin Ruhlu Turistim
GEZİNTİ / Temmuz 20, 2012

Son birkaç yıldır tatil anlayışım deniz kenarında tüm günü yatarak, yüzerek ve kitap okuyarak geçirme sınırlarının dışına çıkmaya başladı. İmkanlarım ölçüsünde – zaman ve maliyet- Türkiye içinde ve dışında farklı yerlere gitmeye başladım. Çoğunlukla turlarla gitmeme rağmen gezi öncesi mutlaka gideceğim yer/ yerler ile ilgili olarak kısa da olsa araştırma yapmaya çalışırım. Gidilecek yerler, yenilecek içilecek yöresel tatlar, tur programında gezilecek yerler ile ilgili bilgiler, ekstra turlardan hangilerine gideceğimi not ederim. Genelde notlarım tatil süremi ve imkanlarımı aşacak bilgilerle doludur ama yine de hazırlamayı ihmal etmem. Bu sayede gezilerim daha verimli geçmiştir. Geçenlerde bir sosyal paylaşım sitesinde bir gezi kitabının reklamını gördüm. İsmi ve kapağı hemen dikkatimi çekti. HindistaNepal – 1 gezgin, 2 ülke, 5 şehir, 18 gün İhsan Önder tarafından yazılmış bir gezi kitabı. Yaklaşık 250 sayfalık bir kitap. Herşeyden önce yazarın anlatım dili çok akıcı, eğlenceli ve sanki size yanınızda anlatıyormuş havasında. İlk sayfada yolculuğuna başlamadan önceki son gece yaşadığı heyecanı ve mutluluğu o kadar güzel anlatmıştı ki acaba gezisi hayal ettiği gibi oldu mu diye merak ettiğimden kitabı ilk elime aldığımda bir bakmışım ki 100 sayfasını okumuşum. Yazar daha askerliğini yaparken ki komando olarak yapmış, Nasuh Mahruki’nin Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi kitabını okuduktan sonra HindistaNepal’i gezip…

Yeşil Yeşil KARAdeniz
GEZİNTİ / Temmuz 4, 2012

Sinoplu olmama rağmen Karadeniz’de Samsun’dan ilerisine hiç gitmemiştim. Gezip görmek istediğim onlarca yerden biri de Doğu Karadeniz sahilleri olmuştur. Sonunda bu sene planlamayı yaptım. Azerbaycan’dan Sinop’a uzun ve keyifli bir yolculuk oldu. Gezimize 3 gün Azerbaycan’da kalıp gezerek başladık. 3 günlük Bakü gezisinden sonra Gürcistan’a doğru yola çıktık. İlk durağımız başkenti Tiflis oldu. Daha önce Tiflis’de de bir kaç gün gezi amaçlı tatil yaptığımdan kısa bir yemek molasının ardından Batum’a doğru yola çıktık. Batum’a ilk kez gittim. Arabadan inip etrafı gezmeye başladığımızda dikkatimi çeken şey bir çok insanın gayet güzel ve anlaşılır Türkçe konuşmasıydı. Geçen sene vizenin kalkmasıyla Batum Doğu Karadeniz’in bir şehri gibi ziyaret edilir olmuş. İçkinin, sigaranın ve benzinin ucuz olması ayrıca kumarın da serbest olması Batum’un epey rağbet görmesini sağlamış durumda. Tiflis’ten Batum’a yaklaştıkça -ki aradaki mesafe yaklaşık 400 km – yeşilin tonlarıyla bezenmiş ormanlar da görünmeye başladı. İklim de aynı şekilde değişmeye başladı. Doğu Karadeniz’in yaz ortası meşhur yağmurlarına Batum yolunda biz de yakalanmış olduk. Küçük bir şehir olduğundan yarım günde gezdik. Kumarhanesine de uğramayı ihmal etmedik 🙂 Küçük bir tutar ile biraz eğlendik. Sanat müzesi de görülmeye değerdi. Akşam gittiğimizden dolayı 1 gece konaklama ve ardından bir kaç saat şehir turunun ardından Sarp sınır kapısından…

Kıbrıs
GEZİNTİ / Ocak 10, 2012

Kıbrıs denilince aklıma ilk gece hayatı ve kumarhaneler gelmiştir hep. Sanırım televizyonlarda ve tatil sitelerinde Kıbrıs’ın bu yönlerinin yansıtılmasından dolayı ben de bu düşüncedeydim. Gece hayatını pek sevmediğimden ve yaz ayları çok sıcak olduğundan tatil için hiç düşünmediğim bir yerdi. Kuzenim oraya yerleşince hem kendisini görmek hem de bu sebeple daha önce gitmediğim bir yeri görmek için haftasonu Kıbrıs’a gittim. 3 günlük kısa tatilim boyunca hava genelde  güzeldi. Yarım gün yağmur yağdı ama İstanbul’un Nisan ayı gibi keyifli bir havaydı. Kıbrıs’ın bu kadar tarihi güzelliği olduğunu bilmiyordum. Kıbrıs Şehitliğini gezerken 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı’nın kayıplarının acısını daha iyi anladım. Yunan darbesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği harekat sonucunda  Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuş, bu devlet sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almış. Etrafı gezerken kendilerini Türk saydıklarını tüm bayraklarının yanında yer alan bayrağımızdan ve bir çok yerde gördüğünüz Atatürk heykellerinden ve büstlerinden anlıyorsunuz. Zaten dillerimiz de hemen hemen aynı. Şehitlikten sonra diğer tarihi yerleri gezmeye başladım. Çok fazla zamanım olmadığından tamamını gezemedim ama Girne Kalesi, St. Hillarion Kalesi, Bellapais Manastırı, St. Barnabas Manastırı, Namık Kemal Zindanı, Lala Mustafa P. Cami ve Venedik Stünu gezip beğendiğim yerlerdi. Yaz ayı olmadığı için çılgın yaz tatilcilerin kalabalığı yoktu. Bu sakinlik gezi keyfimizi…