Haydi Şirinleyelim…
HAYATIN İÇİNDEN / Eylül 9, 2011

8 yaşında bir yeğenim olduğu için bazen onunla sinemada animasyon filmlerine gideriz. Genelde animasyonlar büyüklerin de sıkılmadan izleyeceği filmler olduğundan büyük boy mısırımızı da alarak hala-yeğen sinema keyfi yapmayı severiz. Geçenlerde Şirinler filmine gittik. New York ‘ta gerçek insanlarla birlikte küçük şirin mavi şirinler de vardı. Çocukluğumda izlediğim çizgi filmlerden biriydi şirinler . O zamanlar tek kanal ve birkaç çizgi film içinde farklıydı. Bizim gibi konuşabilen küçük mavi insancıklar . Her birinin de belirgin karakteristik özellikleri vardı. Huysuz şirin  ,iltifatçı şirin ,sakar şirin , aşçı şirin ve tabiki Şirin Baba ile Şirine . Şirin köyünde mantardan yapılmış evlerinde birbirine bağlı ,sevgi dolu ve eğlenceli ilişkileri olan bu şirin mi şirinlerin hayatta tek dertleri kendilerini yok etmek isteyen Gargamel ve onun kendisi gibi kötülük dolu kedisi Azman . Filmi izlerken çocukluğuma döndüm . Şimdiki gibi çok kanal , her saat çizgi film şansımız olmadığı için televizyonda Şirinler’in müziğini duyduğumda hemen koltuğa uzanır ve yerimden kalkmadan izlerdim. Sinemada Şirine’nin Gargamel tarafından Şirinler’i yok etmek için yaratıldığını öğrendim ! Daha sonra Şirin Baba büyü ile Şirine’yi kendilerinden biri yapmış . O kadar erkek içinde neden sadece 1 tane kız Şirin olduğunu hiç düşünmemişim sanırım. Onlar için hayat ne kadar şirin 🙂  Neredeyse tüm duygu…

Çağrı Merkezleri ve İşgücü
HAYATIN İÇİNDEN / Eylül 9, 2011

Yıllar önce yazdığım makalem… Son yıllarda özellikle teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler ve küreselleşmenin tetiklediği uluslararası boyuta taşınan rekabet çalışma yaşamında da değişime yol açmış; yeni çalışma şekilleri ve çalışan profilleri ortaya çıkmıştır. Müşterilerini elinde tutmak ve potansiyel müşterileri kazanmak isteyen firmalar bu rekabetçi ortamda değişime ayak uydurmaktadırlar. Özellikle gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan yeni çalışma biçimleri ve çalışan modelleri her geçen gün tüm dünyada yaygınlaşmaktadır. Yeni çalışma şekilleriyle alışıla gelmiş işyeri ve iş kavramı değişmiş, çalışma saatleri esnekleşmiştir. Bu değişimle birlikte yeni sektörler ve yeni meslekler ortaya çıkmıştır. Çağrı merkezleri (call center) de yeni çalışma şekillerinden biridir. Çağrı merkezleri, daha bilindik adıyla telefonla danışma merkezleri hizmette zaman ve mekan sınırlarını ortadan kaldırdığı için özellikle uluslararası rekabet ortamında şirketlerin tercih ettikleri bir birimdir. Daha geniş bir ifadeyle çağrı merkezi; müşteri odaklı şirketlerin var olan müşterilerine sunduğu ürün ve hizmetlerle ilgili talepleri karşılamak veya şikayetleri çözümlemek amacıyla kurulmuş telefonla hizmet veren bir bölümdür. Çağrı merkezlerinde çalışan, telefonla aradığımızda karşımıza çıkan kişilere müşteri hizmetleri temsilcisi (agent) denir. Çağrı merkezlerinin öncelikli amacı insanlara günün her saati hizmet vermektir. Bir şirketin verdiği hizmeti müşterinin ayağına kadar götürmesi bu hizmete olan talebi artırmaktadır. Özellikle yoğun çalışma saatleri olan kişiler tercihlerini telefonla hizmet veren şirketlerden yana kullanmaktadırlar. İşin…

Sanal Dünya Her Şey Bomboş…
HAYATIN İÇİNDEN / Eylül 3, 2011

Lisedeyken okulun – okulum İstanbul ‘un oldukça merkezi ve sosyo kültürel seviyesi yüksek bir yerdeydi – arka sokağında bilgisayar satan bir mağazanın vitrininde kocaman yazılarla İnternet Gelmiştir yazıyordu . İnternetin nasıl bir şey olduğunu tahmin edememiştim ve bir mağazanın camına yazıldığına göre çok bilindik bir şey olduğunu düşünüp kimseye soramamıştım . Şimdi olsa google kardeşe sorardım. Bilgisayar oyunlarına meraklı olmadığım için bilgisayar denilen ve internet ile birleştiğinde harikalar yaratan teknolojiyle tanışmam oldukça geç oldu. Hatta üniversite bitip iş hayatına atılmak için beklerken zorunlu bir öğrenme oldu diyebilirim. Bu teknolojiyle 20 li yaşlarımın başında tanıştım . Şimdi ise bir yazılım şirketinde çalışıyorum . İlk mail gönderdiğim zamanı hatırlıyorum da yazdığım her şey anında gönderdiğim kişiye ulaşmış ardından da cevap yazmıştı . Ne kadar olağanüstü gelmişti bana . Yıllar geçti ve ben artık banka şubesine hiç gitmiyorum , dünyada neler olup bittiğini istediğim zaman takip edebiliyorum , kitaptan kıyafete elektronik eşyadan tatil paketine kadar hemen her şeyi internet üzerinden alıyorum . Büyük şehirin yorucu hayatında zamanı etkin kullanabilmek için ne kadar büyük bir rahatlık değil mi birkaç tıklama ile saatlerce sürebilecek işleri halledebilmek ? Bu mucizevi buluş sayesinde hayatımızı kolaylaştırsak da bir taraftan bir çok şeyi internet ile yapmanın sosyal ilişkilerimize darbe…

İstanbul…
HAYATIN İÇİNDEN / Ağustos 26, 2011

  İstanbul İstanbul… İstanbul’da yaşamak vardır bir de İstanbul’u yaşamak. İstanbul için nice şarkılar , şiirler yazılmıştır. Aşk ,özlem ,hayaller ,hayal kırıklıkları ,ayrılıklar ,acılar, mutluluklar …İstanbul insana dair ne varsa içinde barındırır. Uzun yıllar bu şehirde yaşayan benim gibi insanların  bir yanı  kalabalığından ,sesinden , kirliliğinden , güvensizliğinden şikayet eder. Dışarı çıkarken söylenir ,eve dönerken söylenir . Haftasonu gezerken söylenir gezmezken de söylenir. Diğer yanımız da büyük şehirin avantajlarını severiz. Hemen hemen hepimiz Boğaz hayranıyızdır. İsteyebileceğimiz herşey bu şehirdedir. İlk filmler ,oyunlar burada sahnelenir. Bütün ünlü sanatçıların tüm konserleri mutlaka bu şehirde olur . Türkiye’nin en iyi okulları , en iyi hastaneleri buradadır. Her zevke her fiyata uygun eşya ,kıyafet vs buluruz. Gidebileceğimiz yer çoktur. Kimi mahallelerde zifiri karanlıktır gece kiminde ise ışıl ışıl. Çok farklı insanlarla tanışabiliriz . Bu bazen bizi ürkütse de sıksa da aslında severiz bu farklılıkları. İstiklal caddesinde yürürken farklı ülkelerden farklı ırklardan insanları görmekle birlikte marjinal diye nitelendirdiğimiz saçı , giyimi , duruşu , makyajı ,yürüyüşü ya da konuşma tarzı alışılmışın dışında insanları görürüz . Üsküdar’a gidip Kız Kulesi’ni seyretmemiş ,vapur ile iki yaka arasında yolculuk yapıp martılara simit atmamışımız var mıdır ? Rakı balığı bilmeyen ? Ne zaman deniz kenarında olsam bir yandan kirletilmesine…

Bomboş Boşluklar…
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 25, 2011

Boşlukları doldurmak deyince ilk aklıma gelen okul yıllarındaki özellikle ingilizce sınavlarıdır. Aşağıdaki boşluğa gelebilecek en uygun kelime şıklardan hangisidir? Ya da Türkçe sınavlarında aşağıdaki boşluğa hangi deyim gelirse anlam bütünlüğü sağlanmış olur? Bir de hayatımızdaki boşluklar vardır. Bu boşluklar için de herkesin farklı şıkları vardır. Kimi insan evinde mutsuzdur aile sevgisinin boşluğu vardır .Çok çalışarak ,işyerinde uzun mesailerle evden uzaklaşarak kendince bu boşluğu doldurur. Kimi bu boşluğu başka aşklarla doldurmaya çalışır . Kimi insan çalışmak ister ama işi yoktur . Evde iş yaratır kendine .Yemek yapar , temizlik yapar. Kimi farklı farklı kurslara gider. Ya da gönüllülük projelerine katılır . Başka insanların boşluklarını doldurarak kendi boşluklarını doldurabildiğini sanır. Kimi spora yazılır tüm boş! Vakitlerini sporla doldurur ,kimi kitap okur kimi bulmaca çözer ,kimi içine kapanır kendini dinler kimi  dışarı saçılır başkalarını dinler.Saatlerce denizi seyredip hayal kuran vardır duvara bakıp içini karartan da. Nedeni bilinmeyen boşuklar olur bazen içimizde. Hiç bir yere hiç bir şeye ait olduğumuzu hissedemeyiz. En sevdiğimiz şeyler bile sıradanlaşır. Hayatımda şu değişirse boşluk dolacak ,bu olursa böyle hissetmeyeceğim . Acaba kendime bir uğraş mı bulsam?  Hiç bir sorunum yokken neden herşey bomboş? Nedeni olsa da olmasa da olup da farketmesek de farkedip görmezden gelsek de hepimiz hayatımızda…

Çocukça Mutluluklar
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 23, 2011

   Çocukluğumuzun bir parçasına ulaşmak ne güzel bir duygu değil mi? Kimi zaman lunaparka gidip çılgınca eğlenerek yıllar öncesinde kalmış ,yaşımızın ve hayat şartlarının kısmen mecburi büyüttüğü ruhumuzdan o çocuğu çıkarıp etrafımıza aldırmadan çocuklaşırız. Laf aramızda ben hala her fırsatta lunaparka giderim . Hatta Paris tatilimin en keyifli zamanları da Disneyland’da geçti. Eğer çocukluğumuzu yaşadığımız yerden taşındıysak yıllar sonra o mahalleye gitmek hem bir tat hem de bir burukluk verir. Artık mahalle sakinlerini tanımıyoruzdur. Oyun oynadığımız sokak değişmiş , muhtemelen sevdiğimiz çocuk parkının yerine çoktan bir site yapılmıştır bile. Çocukluğumuzun abur cuburları vardır. Elma şekeri ve pamuk şekeri. Çoğumuzun annesi izin vermemiştir yememize zararlı diye. Uzaktan bakmışızdır yiyenlere. Büyüyünce izin gerekmez ama o zamanki yeme hevesimiz kalmamıştır ama yine de yeriz . O tadı alamayız ama kısa süreli de olsa çocuklaşırız elimizdeki şekerle. Şimdiki çocukları görürüz . Her nesilin yaptığı gibi biz çocukken .. ile başlayan cümleler kurarız .Her dönemin çocukluğu kendine göre güzeldir oysa ki. Bir de çocukluğundan çıkma dönemi vardır .Oyuncakları bırakıp ilk aşkların yaşanmaya başladığı .O zaman için çok sancılı geçen . O bana baktı ,ben şuna baktım ,benimle konuştu ,sıramın altına not bıraktı vs vs..isimlendiremediğin arkadaşlıkların vardır. Arkadaşındır ama arkadaşın değildir .Çocukça sevgilin de değildir. Senin…

Mutlu Olmak
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Mayıs 22, 2011

Mutlu olmak nedir? Bunun genel kabul görmüş bir tarifi var mıdır? Mutluluk kimi zaman saatlerce ağlamaktır. İronik belki ama içimizdeki kırgınlıkları , kızgınlıkları birikmiş kötü ne varsa bir anda hıçkırıklarla ağlayarak atarken yerini huzura ve rahatlamaya bırakmaktır. Siz hiç yapmadınız mı? Bir de mutluluktan ağlamak vardır. Yaşadığınız şey sizi öylesine mutlu eder ki gözlerinizden yaşlar uzun uzun akar. Ben mutluluktan ağlayanlardanım. Hatta üstüm gözyaşlarımla ıslanana kadar mutluluk sarhoşluğundan gözyaşlarımın farkına sonradan varırım. Kimisi mutluluğu içinde yaşar. Baktığınızda anlamazsınız. Anlamadığınız için ortak olamazsınız. Söylediğinde onun adına sevinirsiniz. Kimimizin gözlerinin içi güler. Gözler ayrı bir bakar. Parlak parlaktır bakışlar. Kimimize enerji verir mutluluk. Yerinde duramaz. Baktığınızda sizi de o enerjisiyle alıp sürüklesin istersiniz. Küçük mutluluklar vardır büyük mutluluklar da. Bunları küçük ya da büyük yapan yine bizizdir. Genelde mutluluk aşkla bütünleştirilmiştir. Şarkılarda, şiirlerde aşkın mutluluğu anlatılır. İstediğimiz bir şeyi aldığımızda mutlu oluruz, istediğimiz yere gittiğimizde …İstediğimiz insanlarla bir arada olduğumuzda, haftalarca üzerinde çalıştığımız proje başarıyla sonuçlandığında, en kritik sınavımız iyi geçtiğinde , tahlil sonuçlarımızın iyi olduğunu öğrendiğimizde, bir sabah evden çıktığımızda ağaçlarda çiçek açıp gelmek bilmeyen baharın geldiğini gördüğümüzde, suçlular cezalandırıldığında, kaybettiğimizi sandığımız sevdiğimiz eşyamızı bulduğumuzda, mırıldandığımız şarkı radyoyu açtığımızda karşımıza çıkınca, çocuğumuzun ilk adımında diktiğimiz ağacın meyve verdiğini gördüğümüzde, hayal ettiğimiz…

Sevgililer Günü

  14 Şubat Sevgililer Günü geldi. Gazetelerde, dergilerde, internet sitelerinde, televizyon kanallarında, radyolarda konu 14 Şubat. Ben de birkaç şey yazmak istedim. Mağazaların vitrinleri kırmızı kıyafetler, yastıklar, nevresim takımları, oyuncaklar ve daha bir çok ürünle doldu taştı. Kırmızı renk, kalpli figürler, ayıcıklar, çikolata, aşk mesajları dolu kartlar ve kırmızı gül sevgililer gününün vazgeçilmezleri. Peki nereden çıktı bu sevgililer günü? Bilenler bilmeyenlere anlatabilir ama ben de yazmadan geçemeyeceğim. Tarihte sevgililer günü ile ilgili bir kaç efsane var… Bunlardan bir tanesi; Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda geçiyor. Fransa’da ve İngiltere’da 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak biliniyor. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler. Daha sonra bu günümüze kadar gelmiş ve sevgililerin birbirlerine kartlar, hediyeler verdiği bir gün olmuş. Bir diğer efsane, hıristiyan olduğu için öldürülmüş din adamı Valentine öldüreleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine “Valentine’ninden” imzalı bir aşk notu vermiş. Valentin Romalı askerlerin evlenmelerinin yasak olduğu dönemde evlenmelerine yardımcı olmuş. 14 Şubat 496 yılında Papa Gelasius tarafından da Valentine’nin onuruna kutlama günü ilan edilmiş. Aziz Valentine günü olarak günümüze kadar gelmiş. Bu efsanelerden bir çoğunu okuyabilirsiniz. Günümüz tüketim…