Othello Sendromu
HAYATIN İÇİNDEN , SAĞLIK , SOSYAL MESAJLAR / Haziran 24, 2016

  Sevdiğimiz kişileri bir başkasıyla paylaşmak zordur. Hele özel ilişkilerde kaybetme korkusu taşıyorsanız kıskançlık dereceniz biraz artabilir. Dozunda kıskançlığı sahiplenme duygusunun doğal bir sonucu olarak görüyorum. Ancak aşırısı gerçekten oldukça tehlikeli. Othello Sendromu, kişinin sevdiği birini hastalık derecesinde kıskanması durumu olarak ifade edilmektedir. İsmini William Shakespeare’in Othello adlı eserinden almış. Eserden kısaca bahsedeyim. Othello karakteri soylu, akıllı, güçlü ve dürüst biri. Othello ile karısı Desdemona birbirlerini büyük bir aşkla sevmektedir. Ancak Desdemona, Othello’nun ona verdiği ilk hediye olan mendili kaybetmiştir. Bu noktada Othello, karısının mendili kaybetmesinden kuşkulanmaya başlar. Mendili ele geçiren Iago, Othello’nun Desdemona’ya güvenini sarsacak bir plan kurar ve planı başarıyla uygular. Kıskançlığın ateşiyle yanıp tutuşan Othello, önce Cassio’yu, sonra karısını öldürür. Bu arada her şeyin Iago’nun işi olduğu ortaya çıkar. Bunun üzerine Othello kendini öldürür ve İago idama mahkum olur. Sendromun bir başka adı da Patolojik Kıskançlık. Sevginin kaybı ya da kaybetme korkusu, sevilen kişiye ve bir rakibe karşı duyulan düşmanlık ve kendine saygıyı azaltan narsistik darbe kıskançlık duygusunu oluşturuyor. Yapılan araştırmalarda patolojik kıskançlığın başlangıcında erkeklerde ereksiyonla ilgili sorunlar, kadınlarda ise bir cinsel işlev bozukluğunun yattığına dair görüşler var. Ayrıca öz güven eksikliği de bu sendromu tetikleyen bir başka durum. Patalojik derecede kıskanç olan kişiler sevdiklerinin kendilerini aldattığını…

Olfaktör Referans Sendromu
HAYATIN İÇİNDEN , SAĞLIK , SOSYAL MESAJLAR / Haziran 23, 2016

  İnsanların hem vücut yapıları, hem fizyolojik özellikleri hem de ruhları oldukça karmaşık. Kişinin kendini hem ruhen hem bedenen gerçekten keşfedebilmesi bence çok büyük bir başarı.Ben yıllardır kendimi tanıma yolculuğunda fark ettim ki bu yolculuk ancak ölümle sona eriyor. Tam kendimi tanıyorum artık dediğim noktada yeni bir olay, durum, yaş ve çevre faktörü, yaşanan bir sağlık sorunu bana daha çok yolun var diyor. Son dönemlerde bir çok insanın muzdarip olduğu sendromları araştırmaya ilgi duymaya başladım. Her öğrendiğim şey beni hayrete düşürüyor doğrusu. Bir yandan da öğrendiğim sendromları yaşamadığım için daha çok şükreder oldum. Şanslı biri olduğumu fark ettim. Yaşayan insanların hayatını olumsuz yönde değiştiren sendromlardan biri Olfaktör referans sendromu. Kişinin vücudundan kötü koku yaydığını bu yüzden insanların kendisi hakkında olumsuz düşünceler taşıdığına inandığı, sosyal ve iş yaşantısında sorunlara yol açan psikiyatrik bir bozukluk. Bu sendromdan muzdarip kişiler kokudan kendilerini sorumlu hissediyorlar ve büyük utanç yaşıyorlar. Ter koktuklarını, ağızlarının koktuğunu düşünüp etrafından sürekli özür dileyip bu kokudan kurtulabilmek için kişisel bakımı için olağan dışı çaba sarf ediyorlar. Kıyafetlerini sık değiştirme, günde bir kaç kez duş alma, defalarca diş fırçalama ile kokudan arınacağını düşünüyor. Şizofreniden farklı bir biçimde bu durumun dış etmenlerden kaynaklandığını değil, kendileri ile alakalı olduğunu düşünüyorlar.İlaçlı tedavi ve terapi…

Nomofobik miyiz?
HAYATIN İÇİNDEN , SAĞLIK , SOSYAL MESAJLAR / Haziran 21, 2016

  Teknolojinin geliştiği, kapitalizmin ölümcül virüs gibi dünyayı sardığı günümüz dünyasında gün geçmiyor ki yeni bir hastalık, fobi ya da sendrom ortaya çıkmasın. Erişebildiğimiz mal ve hizmetler artarken ruh ve beden sağlığımızda azalıyor maalesef. İşte yeni ortaya çıkan bir fobi daha Nomofobi. Nomofobi, cep telefonu bağlantısını kaybetme korkusu. İsmi İngilizce “no mobile phobia” sözlerinin kısaltılmasından oluşuyor. Hayatlarında vazgeçilmez bir parça olarak gördükleri bu telefonlarından bir an bile ayrılamayan kişiler, iletişim kopukluğu yaşamaktan endişe duyarlar. Tuvalete bile gittiklerinde telefonları yanındadır, banyodayken telefon yakınlarındadır ve banyodan çıktıktan sonra ilk yaptıkları şey telefonlarını kontrol etmektir. Özellikle lise çağındaki gençleri tetikleyen bu korku, hem sosyal yaşamdan uzaklaştırıyor hem de psikolojik sorunlara davetiye çıkartıyor. Yüz yüze iletişim yerine sürekli mesajlaşarak ya da sosyal ağlar üzerinden iletişim kurmayı seçiyorlar. Hatta sosyal ağlarda çok yakın ilişkide görünmelerine rağmen bir araya geldiklerinde soğuk ve kopuk bir iletişim yaşadıklarını da görebilirsiniz. Teknolojiye olan bağımlılığın acı gerçeği insanların aslında birbirlerinden gerçek anlamda uzaklaşmaları. Sürekli smesaj gönderenlerin nomofobi sorunu yaşadığını ortaya koyan uzmanlar, bu tür kişileri, başparmak nesli olarak adlandırmış. Anında mesajlaşmak için bir çok uygulama var ve hepimizin telefonlarında en az bir kaç tanesi yüklü. Arayıp konuşmak yerine mesajlaşmayı tercih eder olduk. Nomofobi, kadınlara oranla erkekleri daha çok etkiliyor. Şarjı…

Amigdala Nedir?
HAYATIN İÇİNDEN , SAĞLIK / Haziran 6, 2016

Amigdala, beyindeki hipotalamus bezinin hemen üzerinde yer alan badem şeklinde, beynin temporal loblarının derinliklerinde yerleşen nöronların oluşturduğu beynin bir bölümüdür. Her insanda kulaklardan birkaç cm uzakta bulunan iki adet amigdala vardır. Bunlar, insanın zihinsel ve duygusal durumuyla ilişkilendirilen minik kitlelerdir. Şekli bademe benzediği için, Yunanca “badem” anlamındaki “amigdala” denmiş. Amigdala kişinin sosyal ve duygusal tepkilerinin yanı sıra anılarından da sorumludur. Amigdala, hafıza birikiminin düzenlenmesinde de rol alır. Kişinin deneyimini bir daha yaşamasını sağlayan anıları ve hissedilen duyguları saklar. Örneğin birine yolda karşıdan karşıya geçerken araba çarptığını gördüyseniz kendiniz de karşıdan karşıya geçerken hızla gelen bir araba varsa acaba bana çarpar mı, bana zarar verir mi diye düşünürsünüz. “Amigdala” bölgesi korku, güven ve sosyal ilişki kurma gibi davranışlarımızdan sorumlu bir bölgedir. Bazı duyguları hissedebilmek ve karşı tarafın duygularını anlayabilmek için amigdalaya sahip olmamız gerekir. Amigdalası hasarlı kişiler bu duygulardan yoksun oluyorlar. Otizm, anksiyete, fobilerin olması, depresyon ve travma sonrası stres bozuklukları gibi durumların amigdala hasarı ile ilişkili olduğuna dair bilimsel araştırmalar var. Normalden daha büyük bir amigdalaya sahip olan bipolar bozukluğu bulunan insanların da korkuyu fazlaca hissettikleri düşünülüyor. Hatta amigdalada meydana gelen hasarın çok önemli psikopat davranışların kaynağı olduğuna dair de araştırmalar var. İlginç bir bilgi daha; bir insan ile karşılaştığınızda,…

Plasebo Etkisi

  Plasebo etkisi, hastaya ilaç yerine içinde etken madde olmayan ilaç görünümlü maddeler verilmesine rağmen, hastanın iyileştiğini hissetmesi halidir. Basit bir ifadeyle başınız çok ağrıyor ve size baş ağrısına çok iyi geleceği söylenen bir ilaç (aslında şeker) veriliyor ve siz bu ilaç / şekeri yuttuktan bir süre sonra baş ağrınız geçiyor 🙂 İlaç sektöründeki ticari yarış insanları ilaç bağımlısı yaptı. Doktora gidiyorsunuz ve kutularca ilaç kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Doğa dengesi bozuldu. Artık hava kirli, gıdalar genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetiştirilmiş sebze ve meyveler, marketlerde raflarda albenisi yüksek katkı maddesi bol yicek ve içecekler, stresli yaşam sağlıksız bir nesil yarattı. Plasebo etkisinin temeli beynin gücüne dayanıyor aslında. Yuttuğunuz şeyin sizi tedavi edeceğine inandığınız için fayda görüyorsunuz. Sanırım son yıllarda beynin bu olağanüstü gücünün daha çok farkına varıldığı için alternatif yöntemler ortaya çıktı. Theta healing gibi bilinçaltı terapi teknikleri ile insanlar hayatlarına mıknatıs gibi çektikleri olumsuzlukları ve bu olumsuzlukların sonucu olarak yaşadıkları sağlık sorunlarını kendi kendine iyileştirmeye çalışıyor. Sadece theta healing de değil meditasyon, yoga, reiki gibi aktivitelerle insanlar taşıdıkları olumsuz duygulardan arınıp hayata karşı daha olumlu bakabilme yetkinliği kazanmaya çalışıyor. Hayatı daha rahat, keyifli ve takıntılardan uzak yaşamaya başladığınızda stres ve psikolojik sebeplerden kaynaklı bir çok hastalığı uzak tutmuş oluyorsunuz. Eğer fizyolojik…

Neden Yoğurt Yemeliyiz?
SAĞLIK / Nisan 4, 2016

  Yoğurt hem tek başına hem de bir çok yemek ile mükemmel uyumu sayesinde besin listemizde her zaman listenin üst sıralarında yer alır. Ayrıca bir çok yemeğin de hazırlanışındaki ana malzemelerden de biridir. Yoğurt çok eski çağlardan itibaren sadece yemek için değil hastalıklarda tedavi amaçlı olarak da kullanılmış. Yoğurdu sağlık açısından bu kadar önemli kılan içerdiği besin maddeleri ve farklı elementlerdir. Yoğurt özellikle kemik ve iskelet sağlığına iyi gelen besinleri fazla miktarda içermektedir. Bu besinlerin başında C ve B 12 vitaminleri gelir. Bunun yanında kemik sağlığına iyi gelen potasyum, sodtum, kalsiyum, demir ve manganez içermektedir. Ayrıca vücut sağlığı için çok önemli olan omega-4 ve omega-4 yağlarını da içerir. Özellikle evde yapılan yoğurtlar sağlık açısından daha faydalıdır. Fabrikalarda üretilen yoğurtlar bir takım işlemlerden geçtiğinden besin değerini önemli ölçüde yitirir. Evde yapılan yoğurdunuzu bir kaç gün içerisinde tüketmezseniz sulandığını ve ekşidiğini görürsünüz. Ama hazır yoğurtlar içerdiği katkı maddelerinden dolayı uzun süre bozulmazlar ve sonrasında küflenirler. Evde yoğurt yapmak gözünüzde büyüttüğünüz kadar zahmetli bir iş değil. Bu arada sağlıklı yoğurdun temel kaynağı da mümkün olduğu kadar doğal yani katkı maddesi mümkün olduğu kadar az süttür. Son yıllarda doğal beslenmeye yönelik talepler büyük şehirlerede de çiftliklerden gelen süt ve süt ürünlerinin satılabilmesine olanak sağlamış…

Saçlarımız Neden Beyazlar?
HAYATIN İÇİNDEN , SAĞLIK / Mart 23, 2016

    Birçoğumuzun korkulu rüyasıdır saçlarımızın beyazlaması. Çünkü bu en belirgin yaşlanma belirtilerinden biridir bizler için. Peki saçlarımız neden beyazlar? Saçımız iki bölümden oluşuyor; Kök ve gövde. Kök saçın çıktığı nokta, gövde ise deriden saç ucuna kadar olan yerdir. Saçı besleyen ve renk veren madde burada oluşuyor. Bu maddeye melanosit deniyor. Saç kökünde melanosit üretimi oldukça saçlarımız kendi rengi ile uzamaya devam ediyor. Yaşımız ilerledikçe bu maddenin üretimi azalıyor ve yeni çıkan saçlara renk vermemeye başlıyor. Böylece yeni çıkan saçlar gri ya da beyaz olarak çıkmaya başlıyor. 30 lu yaşlardan önce saçların beyazlamasına erken beyazlama diyebiliriz. Sadece yaş başlı başına bir faktör değil elbet. Irklara göre değişiklik gösterebiliyor. Örneğin Afrika kökenli insanlarda daha geç bir yaşta beyazlaşmaya başlayabilir. Stres saçların beyazlamasında önemli bir faktördür. Hani Türk filmlerinde görürsünüz ya büyük bir acının yaşandığı anda saçlar bir gecede beyazlar. Hücresel anlamda büyük bir yıkım olduğunda, yaşanan o stresle, saçların dibinde saçkıran çıkabilir veya saç dökülmesi olabilir ya da saçta ani beyazlamalar oluşabilir.Bu beyazlama komple olabildiği gibi, bir tutam şeklinde bölgesel de gerçekleşebilir. Bir kaç sene önce saçımda 2 bölgede saçkıran sorunu yaşadım. Ense bölgemde dökülen saçların yerine siyah saçlar çıktı ancak saçımın sağ ön bölümündeki alanda önce bembeyaz çıkmaya başladı, sonraları…

Şeker Hiç Tatlı Değilmiş!
SAĞLIK / Mart 10, 2016

Şeker insanlar için neredeyse vazgeçilmez bir besin. Peki şeker tam olarak ne? Şeker karbonhidrat ihtiva eden her şeye denir. Şaşırtıcı gelecek ama mesela patates, ekmek gibi besinler de şekerdir. Bizim aklımıza hep tatlılar gelir. Bol şuruplu, kremalı, çikolatalı, jöleli…Görüntüsü adeta ye beni diye bağıran tatlı zehirler. Liste aslında çok uzun. Marketlerde koskoca raflarda yüzlerce çeşit bisküviler, çikolatalar, kekler de aynı tatlı zehirler. En doğalı meyvelerden alabildiklerimiz. Tatlı yiyeceklere düşkün olmadığım için kendimi şanslı hissediyorum. O kadar çok zararı var ki. Tatlı yiyecekler ile yakın olmamakla birlikte çay, kahve, biti çayı gibi içecekleri de şekersiz tüketiyorum. Hem zararlarından kaçınmış oluyor hem de içeceklerin gerçek tatlarını alıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim. Şekerin zararları saymakla bitmiyor. Aşağıdaki listede bir bölümü var. Okuduktan sonra canınız şekerli bir şeyler ister mi bilmem ama ben iyice uzaklaştım diyebilirim. Sağlıklı günler dilerim:) -Alıntı- • Vücudun mineral dengesini bozar. • Krom eksikliğine neden olur. • Bakır eksikliğine neden olur. • Kalsiyum ve magnezyum emilimini bozar. • Kanda E vitamininin miktarını azaltır. • Kanda büyüme hormonu düzeyini azaltır. • Protein emilimini engeller. • Protein yapısına zarar verir. • Proteinlerin vücuttaki rolünde kalıcı değişikliklere yol açar. • Dokuların esnekliğini ve işlevini bozar. • DNA yapısında zarara yol açar. • Alkol gibi…

Kefir Nedir?
SAĞLIK / Mart 2, 2016

İstanbul’da yaşayıp sağlıklı olmayan bir çok şey yiyip içmeme rağmen bir yanım hep bu dengeyi kurabilmek için sağlıklı yiyecekler ve içecekler tüketmek için hep hazır. Algılarım öylesine açık ki bir gıdanın bol faydası olduğunu duyup araştırdıktan sonra hayatıma sokabilmek için mutlaka deniyorum. Kefir, çok eski zamanlardan beri özellikle Kafkasya bölgesinde yapılan, bugün ise Avrupa ve Amerika ülkelerinde ticari amaçla üretilen süt asidi ve alkol fermantasyonu yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı, hafif ekşimsi fermente bir süt ürünü. Kefir’in kendisi biraz lor peynirini andırıyor, içecek olmuş hali de koyu kıvamlı ayran gibi ancak tadı ekşimiş yoğurttan yapılmış ayrana benziyor diyebilirim. Zamanı olup uğraşmayı sevenler için evde mayalanabiliyor. Ben piyasadaki güvenilir markaların hazır ürünün almayı seçenlerdenim. Tadını seviyor muyum? Hayır 🙂 Hatta ayran gibi içemediğimden yoğurdun içine ekleyerek , bazen cacık gibi (sarımsaksız) yaparak tüketiyorum. Peki pek sevememiş olsam da neden kefir tüketmeye çalışıyorum? 1 bardak kefir yaklaşık 150 kalori. 8 gram yağ, 30 gram kolesterol ve 12 gram karbonhidrat, 8-11 gram protein içeriyor. Harika… Kefir sindirime yardımcı olan bakteriler bakımından zengin bir içecek. Benim gibi sindirim sorunu bulunanlar için ya da kabızlık ve hazımsızlık çekenler için ideal bir içecek. Kefir hem probiyotik (yaşayan mikroorganizmalardır ve yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda fazlasıyla yararlıdır)…