Hoş Gel 38
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Eylül 17, 2017

Ben şu an 444 aylık kocaman bir insanım bu hayatta… Günler, aylar, haftalar geçti ve 38 yaşıma giriyorum. Çocukken koskoca teyze olarak gördüğüm insanların yaşına geldim ve ne güzel ki ruhumda lunaparkı seven, amuda kalkan, sokakta hoplayıp zıplayan bir Pınar var hala. Geride beni çok üzmemiş bir yaş bıraktım. Neler mi yaptım? Aile yaşantım, iş hayatım, dostluklarım hep alıştığım düzende oldu bu sene de (ne mutlu bana). Ölmeden önce görülecek yerler listemden birkaç yer eksilttim (ne mutlu bana).  Mümkün olduğunca sağlıklı bir yıl geçirdim (gerçekten ne mutlu bana). Güzel insanlar biriktirebildiğimi anladığım bir çok an yaşadım (ne çok mutlu bana). Bundandır ki yeni yaşımda da bu anları aratmayacak günler ümit ediyorum. Bir kadeh şarap mutluluk sarhoşu yapsın, bir fincan kahvenin onlarca yıl hatırı olsun, kahkaha atmadığım zamanlarda gülümseyecek  sebeplerim yine benimle olsun, huzur olsun, sağlık olsun, başarı olsun ama sevdiklerim hep etrafımda olsun. Lütfen hoş gel 38, geldiğin için (git deme şansım yok zaten 🙂 ) her gün teşekkür etmek istiyorum sana…

İyilik İnsanlık Sanatıdır

İnsanlık yok oluyor diye söylenip duruyoruz değil mi? Şiddet, terör, hırsızlık, cinayet, dolandırıcılık her gün görmeye alıştığımız!!! konular arasına girdi. Bundandır ki yardım amaçlı organizasyonlara, bireysel olarak iyi bir şeyler yapmaya çalışan insanlara saygım ve hayranlığım sonsuzdur. Elimden geldiğince de destek olmaya çalışırım büyük bir mutlulukla. Size içtenlikle teşekkür eden insanların gözlerindeki samimiyeti başka bir yerde kolay kolay bulamazsınız. Bir kase su verdiğiniz kedi bile peşinizden ayrılmaz. Neden birileri ya da bir şeyler için zaman, para ya da eşya harcayayım diyorsanız demeyin lütfennnnn. Hayatın size ektiklerinizi biçtireceğine inanın. En azından inanmayı deneyin ve olacakları görün. Genceli Nizami çok güzel özetlemiş “iyilik insanlık sanatıdır ” Aşağıdaki hikayeyi anlamı derin olduğundan çok severim. İskoçya’da adı Fleming olan yoksul bir çiftçi yaşıyordu.Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Beline dek bataklığa batmış çocuk,kurtulmak için çırpınıp duruyor, bir yandan da avazı çıktığı denli bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ölümden kurtardı.Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli biri indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini ve “Oğlumun kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oğlun mu?”…

Aşhane

Uzun zamandır haber izlemekten ya da okumaktan nefret eder oldum. 10 haberin 9 tanesi terör, kaza, patlama, tecavüz, ölüm, yaralanma ya da kötü giden ekonomi hakkında ve ben hala umudumu ve yaşam sevincimi korumak için direniyorum. Herakleitos’un güzel bir sözü var ” Umut olmadan umut edilen ele geçirilemez ” der. Bazı haberler oluyor ki içimde yaşamaya direnen umudu besliyor. Hala içindeki insanlığı koruyanlar var bu hayatta. İyi ki var. Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Mahmut Kahraman’da iyi ki var olan insanlardan biri. Toplam 420 litre çorba kapasitesi olan ((büyük boy bardaklarla ortalama 1000 kişilik) “Gezici Gıda Dağıtım Aracı Aşhane” 11 Ağustos itibariyle hizmet vermeye başlamış. Her akşam saat 23:00’de İstanbul sokaklarında gezip evsiz insanlara sıcak çorba dağıtıyorlar. Bu organizasyonu Mahmut bey şöyle özetliyor; “Aşhane projesi sadece evsizlere gece çorba dağıtım projesi değil, bireyi, aileyi, mahalleyi, toplumu ihya projesidir…” İstanbul sokaklarında bir çok evsiz var. Maalesef sayı her geçen gün de artıyor. Araç sabaha kadar evsizlerin bulunduğu semtlere giderek gece aç yatmamalarını sağlamaya çalışıyorlar. Ne büyük bir özveri değil mi? Sosyal ağlardaki hesaplarında çalışmalarını, yaşadıkları sorunları, ihtiyaç duyabilecekleri malzemeleri paylaşıyorlar. En büyük sıkıntıları yeterli evsize ulaşamamaları ve gecenin sonunda çorbayı dökmek zorunda kalmaları. Eğer hedefledikleri kişilere ulaşırlarsa ikinci aracı…

Gelen Gideni Aratmasın !

Yeni bir yıla girerken neler yaptığımı neleri yapmak isteyip yapamadığımı, nereleri gezdiğimi, istediğim kadar kitap okuyup okumadığımı, sevdiklerimle geçirdiğim vakitleri  şöyle bir aklımdan geçiririm. Yeni yıla yapılabilirliğine çok takılmadan bir çok plan ve hayalle girerim.Kendimce hayatımı gözden geçirir ve planlarımla ruhumu doyurmaya ve kendimi mutlu etmeye çalışırım. 2016 yılı bireysel olarak baktığımda genel olarak iyi bir yıldı ama yine de neredeyse her gününde kaygı ya da korku yaşadım. Neden mi? Çünkü… 12 Ocak’ta İstanbul Sultanahmet’de yapılan bombalı saldırıda 16 kişi hayatını kaybetti. 13 Ocak’ta Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde  İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bomba yüklü araç ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlendi. 6 kişi hayatını kaybetti. 17 Şubat’ta Ankara Merasim Sokak’ta bomba yüklü araç, Genelkurmay, TBMM ve kuvvet komutanlıklarının yakınında 5 askeri servis aracının geçişi sırasında patlatıldı. Saldırıda 29 kişi hayatını kaybetti. 13 Mart’ta Ankara Kızılay’da bomba yüklü araç ile düzenlenen  saldırıda 37  kişi hayatını kaybetti. 19 Mart’ta İstanbul İstiklal Caddesi’nde canlı  bomba kendini patlattı. 4 kişi hayatını kaybetti. 31 Mart’ta  Diyarbakır otogarı yakınlarında polis servisine bir bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda 7 polis hayatını  kaybetti. 1 Nisan’da Mardin’in Kızıltepe ilçesindeki askerlik şubesine bomba yüklü bir araçla saldırı düzenlendi. 1 kişi hayatını kaybetti. 1 Mayıs’ta Gaziantep Emniyet Müdürlüğü önünde bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. 3 kişi…

Dokunsal

Dokunmak kelime anlamı olarak el sürmek, değmek, temas etmek demek. Daha detaylı ifade etmek gerekirse nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık gibi niteliklerini deri altındaki sinir uçları aracılığıyla duyumsamaktır dokunmak. Sözlüklerde olmayan bir diğer anlamı da birinin sözlerinin, davranışlarının size hissettirdikleridir. Bakışı yüreğime dokundu, söyledikleriyle ruhuma dokundu (ruhuma uyan, ruhumu anlayan ve beni etkileyen şeyler söyledi). Benim gibi duygularını dışa vurarak yaşayan bir ailede büyüdüyseniz sarılmanın, konuşurken bile temas etmenin, saçları okşamanın, karşınızdakinin  göz yaşını elinizle silmenin ne kadar derin duygular yaşattığını bilirsiniz. Sevdiklerime sarıldığımda karşımdakinin kalp atışlarını hissettiğimde yaşadığım huzuru başka bir şeyde kolay kolay bulamıyorum diyebilirim. Dokunmanın ve sarılmanın bir çok faydası var inanın. Fiziksel ya da ruhsal acı çekiyorsanız içten ve duygu yüklü bir sarılma acıyı hafifletiyor. Ya da birinin içtenlikle elinizi tutup acıların biteceğini söylemesi. Bu sarılma oksiotin denilen yetişkinlerin rahatlamasını sağlayan hormonun salgılanmasını sağlıyormuş. Yani bilimsel bir tarafı da var. Üzerimizdeki negatif enerjiyi aldığı için ruh halimizi iyileştiriyor. Doğal antidepresan işte. Fırsatınız varken bol sarılın avuç avuç ilaçtan çok daha iyi… Sarılmak güven duygusunu artırır endişeden ve yalnızlıktan uzaklaştırır. Abarttığımı düşünüyorsanız şunu hatırlayın yalnız kaldıklarında en sevdikleri oyuncak hayvanlarına sarılan çocuklar, kendilerini daha güvende hissedip sakinleşirler. Sizin ya da çevrenizdeki bir çocuğun mutlaka sarılmaktan vazgeçemediği bir bebeği…

Yaş Aldım Ben
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Eylül 17, 2016

Uzun zamandır yıllar oldukça hızlı geçiyor 🙂 Bugün 37 yaşıma girdim.  Çocukluğumda 18 yaşında olmak  büyük olmanın önemli bir göstergesiydi. Sonra üniversiteye girmek büyümekti,  daha sonra mezun olmak,  daha da sonra çalışmak…30 lu yaşlar yaklaşsa da bir o kadar uzaktı ve ben şu an 13 yaşımdayken annemin olduğu yaştayım. Büyümeye başladığımdan beri hayallerim oldu hayal kırıklıklarım da, mutlu olduğum çok zamanlar ama mutsuz olduğum anlar da,  sevindim, üzüldüm, kızdım, ağladım, kahkaha attım, özledim, yaklaştım, kaçtım, kafama taktım, umursadım, görmezden geldim,  gezdim, eğlendim, kabuğuma çekildim, paylaştım, sakladım… Eski yaşımı geride bıraktığımda biliyorum ki yine dopdolu bir yaş geçirdim ve kendi seçimlerime göre yaşayabildiğim bir hayatım olduğu için hem şanslı hem de mutluyum. Yapmak isteyip yapamadığım bir çok şey olsa da yapabildiklerim de yine besledi beni. Ölmeden önce yapmak istediklerim listemden (listem öyle kabarık ki sanırım 150 yıl yaşamam lazım J ) maddeler eksilttim, yeni maddeler ekledim. Yıllardır kendimle savaşabilmenin çok önemli olduğuna kendimi inandırmışken kendimle barışmanın doğru yol olduğunu öğrendim. Hayatı kaçırıyorum kaygısıyla anda kalmayı beceremeyerek  telaş içinde yaşarken kaçırdıklarımın değil yakaladıklarımın önemli olduğunu öğrendim. Beni kusurlarıma rağmen içtenlikle seven insanların elini tutmanın ne kadar önemli olduğunu öğrendim.  Ayağım kaysa da hiç düşmedim. Hayat bir aynaymış,  iyilik, güzellik, doğruluktan yana oldukça…

Yaşarken Cenneti Ya Da Cehennemi Seçebilmek
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 16, 2016

Kendimi bildim bileli tez canlı bir mizacım olduğundan olaylara, durumlara ya da kişilere karşı naifliğini ve sakinliğini koruyarak hareket eden insanlara gıpta etmişimdir. Hayatı yaşarken bir sürü kural içerisine kendimi hapsedip olması gerekenler olmadığında ya da yapılmadığında oldukça kızarım. Yakın bir zamana kadar bu konuda daha katı ve huysuzdum diyebilirim. Günlük yaşantımda o kadar çok şeye kızardım ki hayatı kendime ne kadar zorlaştırdığımı fark ettiğim anda köşelerimi törpülemeye başladım. Ne kadar başardın derseniz bunun bir ölçüsü yok aslında. Amaç hayatı iyi, güzel ve doğru şeyleri barındırarak yaşayabilmekte. Kişiden kişiye ya da durumdan duruma göre değişiklik gösterse de benim inandığım evrensel doğrular, iyilikler ve güzellikler var her zaman. Ve hayat tecrübelerim bana şunu çok iyi öğretti; olumsuz duygular hele öfke her şeyden önce kişinin kendisine çok ama çok büyük zarar. Öfkenin sadece ruhsal değil bir sürü fizyolojik etkileri de var. Bu olumsuz duygular mide ve bağırsak rahatsızlıklarının sebeplerinden biri. Ya da benim gibi alerjik bünyeniz varsa alerjinizi tetiklediği gibi cildinize bile fazlasıyla yansıyor. Aşağıdaki hikaye duygu ve düşüncelerime tercüman olmuş. Cennet ve cehennemi öldükten sonra gidilecek, ödül ya da ceza alınacak bir yer gibi düşünmeyip nefes alıyorken cennet gibi mi cehennem gibi bir hayatta mısınız bunu değerlendirin derim. Bir Samuray, üstadın…

Cadısız Cadı Avı
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 15, 2016

Cadı avı, cadı olduğuna inanılan kimselerin yakalanması, yargılanarak veya yargılanmadan cezalandırılmasıdır. Bir kaç yüz yıl önce cadı avları genellikle cadıların yakılarak veya linç edilerek öldürülmesi ile sonuçlanmış.Bu olaylar özellikle Almanya, Fransa, İsviçre, kuzey İtalya ve Benelüks ülkelerinde, yani Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’da yaşanmış. Gündelik yaşantımızda genelde huysuz, aksi, çok söylenen, kavgaya meyilli kadınlar için cadı gibi benzetmesini çok duyarız. Geçmişte cadılıkla suçlanan insanların 3/4’ü kadınmış. Neden derseniz.. Adem ile Havva cenneteyken Havva’nın yasak meyveyi yiyip cennetten kovulmalarına sebep olması kadınların şeytana daha çabuk kandığının bunun da zayıf karakterinden ileri geldiğinin düşünülmesi sebeplerden biri.Kadınların hemşirelik, hasta bakıcılık, ebelik, aşçılık gibi şifalı bitkiler, karışımlar ve sıvılar kullanılan mesleklerle daha çok uğraşıyor olmaları cadı olmalarına bir yatkınlık olarak görülmesi bir diğer sebep. Erkeklerin sorunlarını çoğunlukla kavga ederek çözmeye çalışması kadınların ise öfkelerini daha çok lanet okuyarak gösteriyor olmaları lanet okumanın cadılıkla özdeşleştirilmesinden ötürü kadınlara yakıştırılmış bir durummuş maalesef. Cadı avının yapıldığı 1480-1750 yılları arasında yaklaşık 40.000-60.000 arası kişinin idam edildiği tahmin ediliyor. Peki cadılar nasıl teşhis ediliyormuş? Bazı şüpheliler bağlanıp “kutsanmış” soğuk suya atılırmış. Eğer şüpheli batarsa masum sayılır ve sudan çıkarılırmış. Batmazsa cadı olduğuna karar verilir ve orada idam edilirmiş ya da tekrar test edilirmiş. Başka şüpheliler tartılırmış. Çünkü cadıların çok hafif…

Emeklilik Planlarım Emekli Oldu Şimdilik
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 12, 2016

  Henüz 13.5 yıldır çalışma hayatındayım ve emekli olmama 22 yıl var. Bir an önce emekli olma zamanım gelse gibi bir isteğim yok. Emekli olmak yaşımın ilerlemesi, yaşla beraber çeşitli rahatsızlıkların olma ihtimali, üretmekten uzaklaşmak pek çekici gelmiyor.Hatta çalışırken gelecek için yatırım yapmazsam (ki şimdiye kadar hiç yapmadım) ülkemdeki alabileceğim emekli maaşımla da pek renkli bir hayat yaşayamayacağımın farkındayım. Yine de ara sıra o zaman geldiğinde neler yapabileceğimi düşünürüm bazen. Tez canlı bir mizacım olduğundan düzenli olarak ilgilenebileceğim bir uğraşımın olması gerekiyor. Tabi beni kısıtlayacak bir sağlık sorunum olmaması için paranoyakça davranmasam da tedbiri şimdiden elden bırakmıyorum. Hayalimdeki şey bir vakıfta gönüllü çalışmak. Vakıf kimsesiz çocukları ya da kadınları koruma, meslek edindirme, eğitim almalarını sağlama ve bilinçlendirme amaçlı olmalı. Yaşamak isteyeceğim şehire gelince… Yakın zamanda Fethiye Ölüdeniz’de yaptığım 3 günlük tatil sonucunda kafamdaki taslak halindeki planlar ve küçük hayaller yerle bir oldu diyebilirim. 2 sene önce de 2 haftalık bir Ege turu yapmıştım. Daha önceki yıllarda turistik sahil bölgelerine gitmeme rağmen son yıllardaki kadar düşüncemi değiştiren ayrıntılara bu kadar takılmamıştım nedense. Çünkü düşüncem yüzmeyi çocukluğumdaki kadar sevmesem de Ege ya da Akdeniz bölgesinde denizi olan küçük bir sahil kasabasında yaşamaktı. Belki biraz çiçek yetiştirmek ve kendime yetecek kadar bir kaç…

Darbeli Köyün Kavalcısı
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 5, 2016

İnsanların güvenini kazanabilmek zor güvenlerini kaybetmek kolay. İnsanlara güvenebilmek zor güvenin sarsılması kolay. İnsanlara olan güvenim sarsıldığında o insan ya da insanları kaybetmiş olmanın üzüntüsünü atlatmak çok uzun sürmüyor ancak yaşadığım hissin etkileri çabuk terk etmiyor beni. Her kayıp daha temkinli olmamı sağladığı gibi zaman zaman da hoşgörü sınırımı aşağı çekebiliyor maalesef. Kızmamak, kırılmamak ya da zarar görmemek için kişilerin, grupların, partilerin, cemiyetlerin kısacası her kim olursa olsun yaptıkları ile söyledikleri birbirini tutmuyorsa duygularımı, ilişkilerimi, kararlarımı ya da yaklaşımımı gözden geçirir ve ona göre davranırım. Çocukluğumda sık sık dinlediğim hikayelerden birinin paylaşmak istiyorum. Bir gün Hamelin köyünü fareler basar. Her yerde fareler vardır ve halkın bütün yiyeceğini tüketmektedirler. Halk bu durumda ne yapacağını bilemez ve köy fareli Köy olarak anılmaya başlar. Bir gün bu köye bir adam gelir. Kendisine bir torba altın verirlerse köyü farelerden kurtaracağını söyler. Köylüler o kadar çaresizdirler ki hemen aralarında gerekli parayı toplayıp köyün muhtarına verirler. Adam kavalını çıkarır ve o kadar güzel bir melodi çalar ki bütün fareler onu takip ederler. Adam onları köyün yakınındaki bir nehre götürür. Kavalcı nehirden yürüyerek geçer fakat ardından gelen fareler suda boğulurlar. Köy farelerden kurtulmuş olur. Adam köye altınlarını almak için döndüğünde muhtar nasılsa köyde fare kalmadığı için adama…