Uçağı Beklerken Kayıktan Olmak
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Ağustos 3, 2016

  Köyde herkes tarafından çok sevilen bir adam varmış. Fakat kader ve dua anlayışı biraz farklıymış. Bir gün yaşadığı köyde sel felaketi yaşanmış. Herkes köyü terk ediyormuş. Ama bu adam yerinden kımıldamıyormuş. Sonunda en yakın arkadaşı arabasını evinin önüne çekerek kendisine selenmiş, “Haydi arabaya atla, köyde kimse kalmadı, barajın kapakları patları ve büyük sel olacak haydi gel” demiş. Ama adam “Allah beni kurtarır sen git” demiş. Sonra sular artmaya başladı, yardıma gelen bir kayığı ve onun ardından gelen başka bir kayığı da reddetmiş. Yine “Allah beni kurtarır” diyerek istememiş. Sular o kadar artmıştı ki, evin bacasına çıktı ve yardıma gelen bir helikopteri de aynı şekilde geri çevirmiş. Sonra da boğularak ölmüş. Allah katına yükselince merakla sormuş: “Allahım sana güvenmiştim, niçin benim dualarımı kabul edip beni kurtarmadın” demiş. Karşılığında şu cevap gelmiş: “Denedim hem de çok denedim, önce sana arabasıyla komşunu gönderdim. Sonra bir kayık ve ardından bir başka kayık daha gönderdim. Ama sen kabul etmedin. En sonunda helikopter gönderdim ama onu da kabul etmedin.” İşte aynen bazen böyle olmuyor mu bu hayatta? Eminim siz de biraz düşünseniz benzer şeyler yaşamışsınızdır. Aslında bir fırsat bekliyorsunuzdur. Fırsatı bir kişiye, olaya ya da duruma göre bir forma sokmuşsunuzdur.Bu kalıba girmişlik önünüze çıkan seçenekleri…

Hayatı Nasıl Yaşamak İstersin?
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 29, 2016

  Sürekli bir koşturmaca içerisindeyiz. Yaşamımızı sürdürebilmek için para kazanma kaygısıyla kurulu robotlara döndük. Daha fazla para kazanmak istiyoruz daha iyi ev, daha iyi araba, daha iyi restaurantlar, daha fazla tatil derken daha fazlanın bir sınırı olmadığını görüyoruz bu düzen içerisinde helak olurken. Bir yandan da daha önümüzde 20-30 yıllık bir çalışma hayatı olmasına rağmen emeklilik planları yapıyoruz. Çevremde hemen herkesin emeklilik hayali küçük bir sahil kasabasına yerleşmek, kendine yetecek kadar sebze ve meyve yetiştirmek. Biraz sahilde yürüyüş, deniz kokusunu içimize çekmek… Gençliğimizde büyük büyük yüklerin altına atıyoruz kendimizi ileride küçük mutluluklarımız olabilsin diye. İşte bu zıtlıklar arasında hayatını bir anda tam tersine çevirebilen insanlara gıpta ediyor ve hayranlık duyuyorum. Bazen böyle insanların hikayelerini okuyorum iç çekerek. Aşağıdaki hikaye de bu durumu çok güzel özetliyor. Kahrolsun kapitalist dünya ! Amerikalı bir iş adamı Meksika’nın küçük bir kıyı kasabasında iskeleye oturmuş denizi seyretmektedir. bu sırada bir balıkçı teknesi kıyıya yaklaşır. teknenin içinde bir balıkçı ile birkaç tane de ton balığı vardır. Amerikalı, balıkların kalitesini övdükten sonra bu balıkları tutmanın ne kadar sürdüğünü sorar. Meksikalı “çok az sürdü.” diye yanıtlar. Bunun üzerine Amerikalı “o zaman niçin denizde daha uzun kalıp daha fazla balık tutmuyorsun? ” diye sorar. “peki geriye kalan zamanda ne yapıyorsun?”…

Dikiz Aynası
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 25, 2016

İlk arabam olduğunda daha ilk defa  kendi başıma kullandığımda sürekli dikiz aynasından arkadan gelen araçlara bakıyordum çok yaklaşıyorlar mı diye ve bu korkumdan dolayı neredeyse bir kaldırıma çıkıyordum. Kendi bisikletimden başka bir bisikleti ilk kullandığımda önüme bakmak yerine arkamdan araba geliyor mu (sanki arabayla yarışacağım !!!) diye bakmaktan düşüp ellerimi yaralayıp dişimi kırmıştım. İlk güvenim sarsıldığında sürekli bu duyguyu düşünüp bir süre kimseye güvenmemeyi seçmiştim. Üniversiteden mezun olduğumda ilk bir kaç iş görüşmem olumlu sonuçlanmayınca bir süre hiç bir iş başvurusunda bulunmamıştım kendimce kırılarak. İlk kez bir sınavda kötü not aldığımda artık başarısız olduğuma inanıp daha fazla çalışmak yerine  2. ve 3. kötü notumu almıştım (geometri dersi sevmemiştim, sevmiyorum, sevmeyeceğim). Düşündüğümde o kadar çok takılı kaldığım dikiz aynasından bakışım var ki… Sonra fark ettim ki benim gibi bir çok insan hep geriye bakıp takılıp kalıyor orada. Sadece hayatlarımızda değil, toplum olarak yaşadığımız tüm olumsuzluklarda vah vah tüh tüh hallerinden çıkamıyoruz bir türlü. Evet zarar gördük hatta canımız yandı, kayıplarımız oldu, pişmanlıklarımız, keşkelerimiz. Ama bireysel ya da toplumsal geçmişte yaşanan ne olursa olsun yapmamız gereken durum değerlendirmesi yapıp ders çıkarabilmek. Sürekli dikiz aynasına bakmak önünüzü göremeyip duvara toslamaktan fazlasını getirmiyor..

Her Gördüğümüz Sakallı Dedemiz Değil
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 19, 2016

Hayatımızın hızlı hatta çoğu zaman kontrol edemediğimiz etkileriyle akışını yaşarken bazen daha derin düşünmeyi, irdelemeyi, anlamayı ve empati kurmayı atlıyoruz değil mi? Öz eleştirimi yapacak olursam evet ben de yapıyorum. Son yıllara kadar bunu daha çok yapıyor hem kendimi sıkıntıya sokup hem de insanlarla ilişkilerimde soruncuklar oluşturabiliyordum. Ailemizdeki, iş yerimizdeki, mahallemizdeki hatta sokakta bir hareketini ya da cümlesini duyduğumuz insanları sadece kendi algımızla değerlendirip bir kalıba sokuyoruz. Tamamen göründüğü gibi… Aynı şeyi son yıllarda edindiğimiz bilgiler için de çılgınca yapıyoruz maalesef. Teknolojinin gelişmesi, sosyal ağların yaygınlaşması her an havada uçuşan doğruluğunu bilmediğimiz bilgilerle dolu. Biz bu bilgilere inanıyoruz, bu bilgilere göre tavır sergiliyoruz hatta başkalarına yaymak ve aşılamak için de üstün bir çaba sarf ediyoruz. Bilgi kirliliği gün geçtikçe ruhumuzu kirletiyor. Yazımda yer alan fotoğrafa bakın. Güzel bir omlet ve yanında patates kızartması ne kadar iştah açıcı görünüyor. Hemen paylaşalım harika kahvaltı keyfi !!! Her gördüğümüz şeye inanıp yaymak, tepki göstermek, fütursuzca yorum yapmak yerine araştırıp öğrenmeyi deneyelim lütfen. Temkini elden bırakmayalım. Neden mi? İşin aslına gelince fotoğrafta gördüğümüz yumurta sarısı aslında şeftali, patates kızartması elma dilimleri ve omletin yumurta akı sandığımız yoğurt… :)))

Ne Zaman?
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 16, 2016

  Bazen sanki algılama ve anlama yetkinliklerimi kaybetmişim gibi hissediyorum.  Birey olarak yaşadığım toplumun bir parçası olup üstüme düşen sorumlulukları olabildiğince yerine getirmeye çalışırken nasıl bir güne uyanacağımın bilinmezi içerisinde şaşkınlıkla, kaygıyla, hayretle, korkuyla , öfkeyle olan biteni kavramaya çalışıyorum. Kazalar, cinnetler, sağlıksız yaşam koşullarının ortaya çıkardığı tedavisi olmayan ya da tedavi edilemeyen hastalıklar,  terör,  en tazesinden de darbecilik oyunu sonucunda  artık alıştığımız ölümler! Her gün aldığımız ölüm haberleri sonucunda kabul etmekten kaçınsak da ölüm rakamlardan ibaret olmaya başladı. İnsanlar ne zaman düşünmeyi bıraktı? Ne ara bıraktı? Aşağıdaki hikaye belki gerçek belki bir şehir efsanesi. Ama ne zaman okusam günümüzü düşünür dururum. Bir gün Hz. Ali’nin taraftarlarının yoğun olduğu Küfe’den, bir Arap, devesiyle Şam’a gelmiş. Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış: – Ver o dişi deveyi bana! demiş. Tartışma büyümüş, Küfe’den gelen adam, “Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir” diye itiraz etmişse de anlaşamamışlar. Konu Muaviye’ye yansımış. Halk meydanda toplanmış… Muaviye, Küfe’den gelenle Şam’da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış: – Bu dişi deve Şamlınındır! Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş: – Ey cemaat, bu dişi deve kimindir? Cemaat hep birlikte bağırmış: – Şamlınındır! Küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırmış: – Ey Küfeli, dinle! Sen de…

Antagonist Yasası Neymiş ?
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 15, 2016

  Antagonist kelime anlamı olarak kurguda, ana karakteri engellemekle yükümlü kişidir. Karşı kişi ya da muhalif düşman olarak da bilinir. Asıl karakterin zıttıdır. İnsan hayal ettiği kadardır. Küçük hayalleriniz varsa büyük kazanımlarınızın olması pek de mümkün olmuyor maalesef. Korkularımız, hayal kırıklığına uğramaktan kaçışımız, kimi zaman öz güven eksikliği, çevre baskısı, öğretilmiş hayat kuralları, çevremizin bizden beklentileri derken küçücük hayallerle yaşamımıza sebep oluyor. En büyük mücadeleyi içimizdeki antagoniste karşı vermeliyiz tabi amaçladığımız hedeflerimiz, kurduğumuz hayallerimiz varsa. Hedefimiz yükseldikçe, antagonistimiz de o kadar büyür. Önümüzde 2 seçenek var ya bu büyüme izin verip beklentilerimizden, hayallerimizden, isteklerimizden vazgeçeriz ya da büyümesine izin vermeyip kararlılıkla yolumuza devam ederiz. Bir çok buluş, eser, başarı önce hayalle başlar sonrasında yola devam eden istediğine ulaşır. Bu kadar basit bir döngü. Bu doğrultuda içimizdeki antagonist düşmanımız gibi görünse de aslında bizi kamçılayan itici bir güç eğer bu bakış açısına sahip olabilirsek. Felsefik anlamda da antagonist; hayatta düşünerek bulamayacağımız doğruları, elde edemediğimzi tecrübeleri bize gösteren karşıt kişi. Evrende şöyle bir işleyiş var; sen birine yanlış bir davranışta bulunduğunda, yani birini incittiğinde veya üzdüğünde aynı şeyi yaşarsın. Bu duruma genelde ilahi adalet deriz. Etme bulma dünyası ya da ne ekersen onu biçersin de sık kullandığımız ifadelerdir ama ben en çok…

Kobra Etkisi
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 11, 2016

  Kaş yapayım derken göz çıkarmak, düğümü çözmeye çalışırken kördüğüm yapmak üzerine anlamlı bir hikaye. Yine günlük hayatımızdan bol ve derin izler bulabilirsiniz… İngilizler Hindistan’da egemenliği ele geçirirler ama çok büyük bir sorun baş gösterir. O dönemde Hindistan’da çok fazla Kobra yılanı vardır ve İngiliz askerleri kobra yılanlarından nasıl korunacağını bilemedikleri için büyük zayiat vermeye başlarlar. Bunun üzerine İngiliz Hükümeti’nin aklına dahiyane bir fikir gelir. Her bir kobra yılanını ölü getirene 1 sterlin vereceğini duyurur. Halk da kobra yılanlarını öldürmeye ve öldürdükçe sterlinleri toplamaya başlarlar. Kampanya çok büyük başarıya ulaşır, ölümler oldukça azalır, ancak İngilizlerden daha dahiyane fikir Hintlilerin aklına gelir ve Kobra yılanı üretim çiftlikleri kurmaya başlarlar. Sonra da bu çiftliklerdeki yılanları öldürüp İngiliz Hükümeti’nden sterlinleri toplamaya başlarlar. Artık öyle bir zaman gelir ki, İngiliz Hükümeti düşündüğünden çok daha fazla sterlin ödemeye başlamıştır. Bunun üzerine İngiliz Hükümeti kampanyayı durdurur ve artık kobra yılanlarına ödeme yapmayı keser. Buna kızan halk, bu sefer kurmuş oldukları çiftliklerdeki Kobra Yılanlarını serbest bırakır ve ilkinden çok daha kötü sonuçlar doğurur. İşte bu olaya “Kobra Etkisi” deniyormuş. Yani bir olayı düzeltmek için çıkılan çözüm, sorunu daha içinden çıkılmaz hale getirme durumu. Bunu hayatımızda sürekli yaşıyoruz değil mi, bir şeyleri düzeltmeye çalıştığımızı düşünürken, bazen daha da karmaşık hale…

Yaşasın Cehalet
HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Temmuz 8, 2016

  Okumayı, araştırmayı ve öğrenmeyi çok severim. Francis Bacon “Bilgi güçtür” demiş. Bu sözü çok severim ve mümkün olduğunca hayat felsefem olabilmesi için çabalarım. İnsanların bilgiden uzak olmayı seçmesi, hayatı bodoslama yaşaması, saçma sapan fikirleri savunması hatta fikirsiz olup ahkam kesmesi beni hep sinirlendirip söylenmeme neden olur. Bir çok insan doğrusunu öğrenmek yerine neden yanlışın peşinde olup bir de yanlış konuştuğunu ya da yaptığını kabul etmeyip hayatı böylesine sıradan ve içi boş yaşamayı seçer hiç anlamıyorum. Tam da bu durumu anlatan bir sendrom var. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi şu sıralar sendromlar oldukça ilgimi çekiyor ve öğrenmeye çalışıyorum. Dunning-Kruger sendromu, Cornell Üniversitesi’nin iki psikoloğu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir algılamada yanlılık eğilimi.Teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” diyor. Yani işin özü cahil cesareti diye bir şey var! Araştırmalar sonucunda şu bulgulara ulaşılmış: Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler. Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler. Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar. Şimdi bir dakika durup etrafınızdaki insanları hızlıca gözden geçirin. Ailenizde, arkadaş çevrenizde ve özellikle iş çevrenizde…Şimdi aşağıdaki davranış biçimlerini okuyun ve hayretle bunlara uyan kaç kişi tanıdığınızı…

Fuck The System
GÜNDEM , HAYATIN İÇİNDEN , SOSYAL MESAJLAR / Haziran 30, 2016

  Yazımın başlığını İngilizce bilmeyenler için lanet olası sistem olarak çevirebilirim! 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunu’na göre yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlar genel seçimler yapıldığında yaşadıkları ülkede kurulan sandıklarda oy kullanabiliyorlar. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın seçim dönemlerinde oy kullanabilmeleri için mutlaka “Yurt dışı Seçmen Kütüğü”ne kayıtlı olmaları gerekiyor. Yurt dışı Seçmen Kütüklerinin oluşturulmasında Adres Kayıt Sisteminde (AKS) mevcut veriler esas alınıyor. Yurt dışında oy kullanma   seçimin yapılacağı günün 45 gün öncesinden başlamak üzere YSK tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde düzenlenen oy verme gün takvimine göre, seçim gününden önceki 7. gün  17.00’ye kadar oy kullanabilmekteler. Son yapılan genel seçimlerde ( 1 Kasım 2015 ) yurt dışı oy dağılımı şöyle; AKP %56.21, HDP %18.19, CHP %16.37, MHP %7.12, DİĞER %2.11. Yani Türkiye’de yaşamayan, kazancının çoğunu bu ülkede vergi vermeyen, kazancıyla geçim savaşı vermeyip emekli olduğunda bile Türkiye’de çalışırken kazanılan paradan daha fazla emekli maaşı alan, hastanede hayati önem taşıyan tahliller ya da tedaviler için aylar sonraya gün almayan, 1 sene içerisinde ülkemizde yaşanan 10 patlamayla evden dışarı çıkmaya korkmayan, terörden dolayı  her gün acaba bugün yine ne  olacak kaygısını taşımayan, çözülemeyen trafikte işe gitmek için savaşmayan, mahalle baskısından dolayı istediği ve seçtiği hayatı yaşayamamış olmanın üzüntüsünü yaşamayan…