İyilik İnsanlık Sanatıdır

İnsanlık yok oluyor diye söylenip duruyoruz değil mi? Şiddet, terör, hırsızlık, cinayet, dolandırıcılık her gün görmeye alıştığımız!!! konular arasına girdi. Bundandır ki yardım amaçlı organizasyonlara, bireysel olarak iyi bir şeyler yapmaya çalışan insanlara saygım ve hayranlığım sonsuzdur. Elimden geldiğince de destek olmaya çalışırım büyük bir mutlulukla. Size içtenlikle teşekkür eden insanların gözlerindeki samimiyeti başka bir yerde kolay kolay bulamazsınız. Bir kase su verdiğiniz kedi bile peşinizden ayrılmaz. Neden birileri ya da bir şeyler için zaman, para ya da eşya harcayayım diyorsanız demeyin lütfennnnn. Hayatın size ektiklerinizi biçtireceğine inanın. En azından inanmayı deneyin ve olacakları görün. Genceli Nizami çok güzel özetlemiş “iyilik insanlık sanatıdır ” Aşağıdaki hikayeyi anlamı derin olduğundan çok severim. İskoçya’da adı Fleming olan yoksul bir çiftçi yaşıyordu.Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Beline dek bataklığa batmış çocuk,kurtulmak için çırpınıp duruyor, bir yandan da avazı çıktığı denli bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ölümden kurtardı.Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli biri indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini ve “Oğlumun kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oğlun mu?”…

Saçım Saçın Olsun

  Kapitalist dünya düzeninin insanları bencilleştirdiğinden şikayet edip duruyoruz çoğunlukla. Ancak benim son zamanlarda fark ettiğim bir şey var ki bir çok insan bu yozlaşmadan yorulmuş durumda ve kaybettiğimiz insanlığı yeniden kazanmak için gerçekten bir şeyler yapmaya çalışıyor. Yardım / dayanışma dernekleri, etkinlikleri çığ gibi büyüyor. Daha önce İhtiyaç Haritası yazımda tiyatrocu / oyuncu Mert Fırat’ın büyük katkılarıyla ortaya çıkan sosyal yardım platformu olan İhtiyaç Haritası’ndan uzun uzun bahsetmiştim. her geçen gün birbirinden değerli çalışmalar yapıyorlar. Bizler için önemi olmayan bir eşya, okuduğumuz kitap, restaurantta sıradan bir yemeğe verdiğimiz paranın miktarı o kadar çok insan insan için büyük bir ihtiyaç ki. Eğer siz de bu tarz organizasyonlara benim gibi bizzat katılıyorsanız, destek olmak istediğiniz kişilerle yüz yüze görüşüyorsanız ne demek istediğimi gayet iyi anlıyorsunuz ve muhtemelen içinizde derin bir hüzün de var. Son organizasyonlarından biri dikkatimi çekti. Kampanyanın adı Saçın Saçım Olsun. En az 30 cm uzunluğunda, belirli bir gürlükte ve boya gibi kimyasal maddelerle yıpranmamış saçlarınızı Kanser Savaşçıları Derneği`ne bağışladığınızda kanser hastalığı nedeniyle saçları dökülmüş kişilere anlaşmalı peruk merkezleri aracılığıyla peruk yapıyorlar. Şubat ayından bu yana 26 peruk bağışlanabilmiş. Çok yakınımda kanser hastalığını geçirmiş insanlar oldu. Saçların dökülmüş olması hem kendilerine sürekli hastalığı hatırlattığından hem de dışarıda insanların rahatsız…

Sükut Her Zaman Altın Değildir

  Söz gümüşse sükut altındır derler hep. Sükut sessizliktir.Ülkende terör artmışsa, dini inançlar sömürülüyorsa, yolsuzluk dizboyu ise, adam kayırma alenen yapılıyorsa, senin verginle lale devri yaşanıyorsa, her gün insanlar şiddetten, iş kazalarından, terörden ölüyorsa, kişi başına düşen milli gelirin sürekli azalıp her geçen gün fakirleşiyorsan, ötekileştirilme düzeninden rahatsızsan sükut sadece seni suçlu yapar. Çünkü bazen hiç bir şey yapmamak en büyük suçtur. Alman Rahip Martin Niemöller bu durumu çok güzel ifade etmiş… “Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.” Bilinçli, okuyan ve öğrenen, kendini geliştiren, toplumda gördüğü yanlışlıkları düzeltmek için elinden geleni yapan, oyunu kullanan, insana, doğaya, topluma saygı duyan ve ben demeyip biz diyerek düşünen ve hareket eden bireyler olabilmemiz dileğiyle…

Yaşıyorum Öyleyse Varım

  Facebook kullananlar bilir. Sayfanızda ne paylaşmak istiyorsun yazısı çıkar. Ayrıca günün tarihine göre paylaştığınız yıl dönümü gelmiş fotoğrafları gösterir. Bugün bana neyin yıl dönümü diye sorarsanız bariyerlere savrularak yaptığım ve pert olmuş arabadan sadece boynumu biraz inciterek sapasağlam kurtulduğum trafik kazasının 1. yılı. 1 yıl önce bugün ölebileceğimi ama hala yaşanacak güzel günlerim olduğunu düşündüm. Sabah trafiğinde bir kaç saniye ile başka arabalara çarpmaktan belki de başka insanların hayatına malolmaktan kurtuldum. Emniyet kemerimi de her zamanki gibi taktığımdan yara bile almadım. Hala bariyerlere yakın geçerken içim ürperse de ben hayattayım. Her gün haberlerde aşırı hızdan, alkollü ya da uykulu araç kullandıkları için hayatlarını kaybeden insanları okudukça hem üzülüyor hem de içtenlikle şükrediyorum. Maalesef ki insan kötü birşeyler yaşadığında hayatındaki iyi, güzel ve doğru şeylerin ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Sonra yine unutup gidiyor. Bir cenazede biri Allah bu acınızı unutturmasın dediğinde önce çok kızmıştım ne demek unutturmasın. Ölenin yaşlı olması ölümü sempatik kılmıyor. Unuttursun yoksa hayat geçer mi? Sonraki günlerde düşününce anladım ki daha büyük acılarınız olmasın ki bu acı yaşayacağınız en büyük acı olsun demek istemişti. Acılar, kayıplar olmasa hayat ne kadar daha yaşanılası olurdu. Herşeye rağmen yaşamak ne de güzel bir şey. Nazım Hikmet Yaşama Dair şiirinde…

Hey Gençler

En son yapılan genel seçimlerin üzerinden 2,5 yıl geçti. Son yerel seçimler yapılalı da 5 yıl olmak üzere, yeni seçime geri sayım başladı. Hey üniversite öğrencisi arkadaşlarım emek verip çalıştığınız sınavlarda hileler yapıldı ve üstü örtüldü. Kamuda yıllardır altyapısı hazırlanan kadrolaşmalar sonucunda eğer iktidar partisinin görüşünde değilsen sana yer olmadığını gördün. Öğretmen olma hayalin girdiğin sınavda başarılı olsan da büyük ihtimalle başka bahara kaldı.

Zumba Müjdesi

Tüm eğitim hayatım boyunca sevdiğim, başarılı olduğum ve gerçekten öğrendiğim derslerin temelinde o derslerin öğretmenlerinin tavırları, anlayışları ve yaklaşımları çok etkili olmuştur. Yıllar geçse de bir çok bilgi hala aklımdadır. Günlük hayatıma katkı sağlar, genel kültürümü geliştirmek için beni motive eder. Okul sonrasında gittiğim kurslar, seminerler, eğitim programlarında da durum değişmedi.Zorunlu olarak katıldıklarım oldu, kendi isteğimle gittiklerim de. Yine hepsinin ortak noktası öğrenmemin, keyif almamın eğitimcisiyle olan doğru orantısıydı.

Yeminler Çarpmasın !
SOSYAL MESAJLAR , SOSYAL SORUMLULUK / Kasım 15, 2012

Yemin etmek en basit ifadesiyle sözün, niyetin, yapılacak işin kuvvetli bir şekilde yapılma arzusunu ifade eder. Genel olarak da yeminin bir dini ağırlığı vardır. Yalan ya da yanlış şeylere yemin edilmesi günah sayılır. Sanırım insanları doğruya teşvik etmenin bir yolu bu. Birinin anlattığı şeyin doğruluğunu teyid etmek için yemin ettiririz. Yemin edildiğinde inanır ve güveniriz. Gündelik yaşantımızda ettiğimiz yeminlerin dışında en bilinen yemin bizim doktorlara güvenimizi pekiştiren Hipokrat Yemini’dir. Canımızı, sağlığımızı emanet ederken bu yemin bize güven verir. Yemin şöyledir; “Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhine kullanmayacağıma, mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime, din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” Bir başka yemin de bizi yönetecek olan kişilerin seçildikten sonra milletvekilliği mazbatalarını alırken mecliste ettikleri yemindir. Bu yemin de şöyledir; “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin…

Hüzün Doğu’dan Yükselir

Yaşam her parçasında ayrı bir koşturmaca ve mücadale değil mi? Hele yaşadığınız yer size türlü türlü zorluklar getiriyorsa…Bir VAN’mış Bir Yokmuş yazımda ilk defa gittiğim Doğu bölgesi ile ilgili düşündüklerimi ve hissetiklerimi yazmıştım. Oradaki özellikle depremle katlanarak artan yaşam mücadalesini orada yaşayan tanıdıklarımdan, televizyondan ya da gazeteden takip ediyorum. Bölgenin terör kabusu, coğrafi koşulları, ağır geçen kış, ekonomik imkansızlıklar, üstüne depremden sonra yaşanan sefalete hem üzülüyor hem de orada verilen yaşam mücadelesine hayranlık duyuyorum. Nietsche “Beni yıkamayan herşey beni güçlendirir” demiş. Umuyorum ki bu mücadaleyi veren insanlar da her zorluğun ardından maneviyatlarını güçlendirebiliyorlardır. Doğu’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin vatan ve insan sevgisi ile dolu gönüllülerinin yaptıkları faaliyetler ile ilgili hazırladığım vidoyu mutlaka izleyin ve hüzünle harmanlanmış hayranlığıma siz de ortak olun.